Kategori

        ÂŞIK KEYKE BEKİR’DEN

DÜZİÇİ VARSAK AŞİRETİNİN GÖÇ TÜRKÜSÜ

ALİ Ozanemre

Torosların Gâvurdağı kesiminde (önceki adı Haruniye bucağı, şimdilerde Düziçi ilçesi denilen coğrafyada) yaşayan Varsak Türkmenleri (Farsaklar), 20. yy’ın ikinci yarısının başlarına dek yarı göçebeydiler[1].

20. yy başlarında ve daha önceki zamanlarda yarı göçebe değil, büsbütün göçebeydiler. Gerek göçebeliklerinde gerek bir yanıyla yerleşik düzene geçtiklerinde aşağısı Düziçi, yukarısı Maraş yakınlarındaki Taylar Yaylası da denilen Nacar-Hoğdu yaylası olmak üzere bu dağlar, ovalar, dereler, koyaklar.. onlarındı.

Âşık Keyke Bekir, 19. yy’ın ikinci yarısında yaşamış. Türkülerinde “Kul Bekir” adını kullanan Varsak aşiretinden bir ozan. Kaynak kişilerin[2] anlattığına göre “Orda burda keyke keyke[3] gezer, saz çalar türkü söyler”miş.

Âşık Kul Bekir, bir yolcu kafilesi eşliğinde Andırın’a gider. Orada beş altı yıl kalır, bu sürede başından bir de evlilik geçer. Bir süre sonra memleketini, obasını özler. Kış sonu bahar başlarında bir gün ‘Kimler öldü, kimler kaldı?’ diyerek kendi obasının aşiretinin yaşadığı Düziçi’ne doğru yola çıkar.

Andırın-Köleli altından Ceyhan ırmağını geçip Düziçi ovasını aşağıdan yukarı yürümesi gerekmektedir. Karşılaştığı insanlardan Farsakların yaylaya (Nacar-Hoğdu’ya) göçüp göçmediklerini sorar, bilenlerden, göçün henüz başlamadığı, ancak aşiret çadırlarının, Bekir Ağa’nın Haruniye-Gökçayır köyünde “Baltalı” denilen geçide yakın yerdeki yamaçta toplanmakta olduklarını öğrenir.

Ovayı bir uçtan bir uca geçen Âşık Keyke Bekir, aşiret yola çıkmadan onlara yetişeceğini anlayınca buna çok sevinir. Amacı, onlara yetişip birlikte Nacar’a, Hoğdu’ya gitmektir.

Süre süre, Düldül dağı eteklerinin ovayla buluştuğu “Çamlıkabirlik” denilen yere gelir. Farsakların o zamanki aşiret beyi Bekir Ağa’nın çadırı Baltalı’yla Gökçayır arasındaki yamaçta gözükmektedir. Çevresindeki çadırlar çoğalmış… İnsanlar kıpır kıpır göç telaşı içinde. Keyke Bekir obasını, aşiretini oradan bir süre izler. Eski zamanlardan beri her yıl yapılan göçleri, göç yollarını, konaklama yerlerini, yurtlukları, köyü Nacar’ı, yaylası Hoğdu’yu düşünür; taş taş, çalı çalı bildiği ata dede yurdunu Aşiretin Göç Türküsü dediğimiz bu şiirinde dizelere getirmiştir.

Bu ata yurdu Nacar ve Hoğdu’da sonbahar sonu ürünler derilir, hayvanlar bir araya toplanır, bütün aşiret yeniden yollara düşer dağların koyaklarında, mağaralarda ve Düziçi ovasındaki elverişli yerlerde kışı geçirip yeniden yayla yollarına dönmek üzere… Ilık dereler, kuytu mağaralar bir bir yoklanır, en son Düziçi düzlüğündeki kış damlarında kış çıkarılır; baharla birlikte yaylaya yolculuk başlar yeniden.

Yükseklere çıkıldıkça yapraklar yeni açmış olur hep. 

Bu kez de Bekir Ağa’nın öncülüğünde ve önderliğinde, her biri bir can sefası yaylalıklar, yurtluklar, yalçın kayaların gökyüzüne uzandığı dağların sonsuz ormanları, ormanın bin bir türlü bitkisinden süzülüp gelen soğuk pınarlardan içilecek, havası solunacak.

Atlar kişneyecek, köpekler boğuşacak, çan sesleri birbirine karışıp hayvanların seslerinden dağlar yankılanacak, ormanlar inleyecek… Bilemezsin hangi kaval sesi, hangi çobanın yanık yüreğinden gelir; atılan hangi silah sofraya nasıl bir av getir…

Sahilden yaylaya göç, Baltalı’dan başlar; Devrek, Çatak deresi, Damlalı, Çamkorusu, Topaktaş, Darılık, Boyyurt, Öküzgötü, Kanlıseki, Kızılkaya’dan Nacar’a…

Nacar’a varıldığında aşiret kol kol olup dağılır. Küçükbaş sürüleri Nacar yöresindeki ormanlık dağlarda yayılır; büyükbaşlar da uçsuz bucaksız geniş Hoğdu düzlüğündeki çayırlıklara salınır.

İşte, yıllardan sonra aşireti arasına biraz sonra kendisi de karışacak olan Keyke Bekir (Âşık Kul Bekir) bunları düşünür. Çamlıkabirlik’te sırtını dayadığı bir çamın dibinde şu türküyü söyler:

Kalkın Bekir Ağa burdan göçelim

Baltalıya çıkınca bayrak açalım

Devrek’e varınca yiğit seçelim

Bir yurdumuz Çatak olur aşiret[4]

Yoz sığırlarşu Çatak’ta sulanır

Büyük kızlar Damlalı’yı dolanır

Garipçe’ye çıkınca cezbem bulanır

Ata yurdu Çamkorusu[5] aşiret

Darılık’a çıkınca cem olur beyler

Kızıloluk’un da suları cağlar

Boyyurt sekisine seyrangâh derler

Seyran yeri Kanlıseki[6] aşiret

Öküzgötü’ne çıkınca iyi bakının

Büyük kızlar mor menekşe sokunun

İnceloğluvardır ondan sakının

Oralardan sessiz gidin aşiret[7]

Kızılkaya dersen evliya yeri

Pirlerin elinden içmişim dolu

Düldül’ün dibinde Âşığın yâri

Onu bana dahil edin aşiret[8]

Günburnu’na Olucak’tan dökülür

Oba oba şu Hoğdu’ya çekilir

Üst yanda Alıç var yola bakınır

O da bize kahır eder aşiret[9]     

N’olalım da Kul Bekir’im n’olalım

Kol kol olup şu Nacar’a konalım

İçip soğuk suyun ona kanalım

Kızlaryurdu Güneyyavşan aşiret[10]

Zorunlu bir açıklama:

Düziçi’nde yıllardır 2 ayrı Karacoğlan derneği vardır. El ele verip güç birliği edemeyen/etmeyen bu iki derneğin ikisi de yıllardır var gibi yok gibi yaşayıp gidiyor. Yirmi yıl kadar önceydi. Bu derneklerden birinin, genişçe bir kahvehaneden dönüştürülmüş mekanına uğradığımda düven, dirgen, hamıt, yular, belleme, ellik, orak, yaba, kilim, heybe vb artık epeydir kullanılmaz olmuş otantik/etnografik birçok şeylerin duvarları, duvar diplerini süslediğini görmüş, yapılan çalışmayı çok da beğenmiştim.

Temsili Karacoğlan portresinin yer aldığı duvarda “Karacoğlan”dan şiirlere de yer verilmişti. Bu şiirler arasında Âşık Kul (Keyke) Bekir’in Varsak aşiretinin göç türküsü diyebileceğimiz bu şiiri duvara tutturulmuş bir kağıtta yazılmış duruyordu. Keyke Bekir’in şiirinin altına karacalama olakar “KARACOĞLAN” diye yazılmıştı. Oysa en başta dernek başkanı ve arkadaşları olmak üzere o derneğe adım atan herkes biliyordu ki bu şiir asla Karacoğlan’ın değil, Kul (Keyke) Bekir’indir. Bunu Akdereli Varsaklardan tutun da Çitli köyünden Bekir Dağsever’e dek herkes bilir.

Gereken uyarıyı yapmış, yanlışın düzeltilmesini rica etmiştim. Bilmem nasıl bir yol tuttular…

Ali Ozanemre

(aliozanemre@gmail.com)


[1] Düziçi yöresi Varsakları: Yöre dilinde adları “Farsak” biçiminde söylenen bu Türkmen aşireti bugün Düziçi’nde, başka köylerin ve ilçenin bazı mahallelerindekileri saymazsak (Gümüş Farsağı, Keyke Bekir ailesinin yaşadığı Akdere Farsağı, ayrıca Karacoğlan Farsağı, Çatak Farsağı, Tespi Farsağı olmak üzere) 5 bağımsız muhtarlık olarak varlıklarını sürdürmektedirler. Bazıları hâlâ, yaz gelince ata/dede yurtlarına yaylaya çıkarlar.

[2] Kaynak kişi: Kendisi de Varsaklı ozanlardan biri olan Âşık Sefil Bekir(1925-2003)’dir. Derleme tarihi 1999. Kaynak kişinin belirttiğine göre Kul Bekir bu göç destanını, aşiretin o zamanki ağası Bekir Ağa’ya okuyunca, Bekir Ağa, en güzel atlarından birini Kul Bekir’e armağan etmiş.

[3] Keyke gezmek: İşsiz ve kendisi de bir işe yaramaz olduğu halde; önemli biriymiş, diğer insanlardan üstünmüş gibi bir tavır takınmak.

[4] Buradaki ‘Baltalı, Devrek, Çatak’ aşiretin göç yolu üzerindeki belli başlı yer adladır (Çatak, şimdilerde aşiretin bir bölümünün köyüdür).Yayla göçüne, Baltalı’dan bayrak açılarak başlanırmış. Bayrak, bir küme gencin elinde göçün önünde olurmuş. Baltalı’yla Çatak arasında Devrek denilen yere varıldığında bir mola verilir, burada değişik oyunlarla yiğitler belirlenirmiş.

[5] Bu dörtlükte geçen “Damlalı, Garipçe, Çamkorusu”, Çatak köyü yakınlarındaki yer adlarıdır. Biri Zindağan’dan, öbürü Nacar-Hoğdu’dan başlayıp Tespi Farsağı denilen köyün içinden akıp gelen iki su, Çatak’ta birleşip Sabun Çayı’nı oluşturur. Burada önce “yoz sığırlar”, yani yavrusu olmayan sığırlar sulanır. Yoz sığırların sürüsü, öbür sürülerden önce ve ayrı gidermiş. (Bu dörtlükteki “cezbe’ sözcüğü, gönül anlamındadır.)

[6] Bu dörtlükteki “Darılık, Kızıloluk, Boyyurt, Kanlıseki” adları, Çatak-Çamkorusu’ndan yukarılarda yol boyu pınar ve kısa konaklama yerlerinin adlarıdır. Aşiretin insanları genellikle Boyyurt denilen yerde yolculuktaki ilk geceyi geçirir. Sabah olunca yolculuk yeniden başlar.

[7] Dördüncü dörtlükte geçen “Öküzgötü” göç yolu üzerindeki belenlerden biridir. Yitirilmiş bir öküzün arkasından en son görüldüğü yer olması nedeniyle oraya bu ad verilmiştir. Buraya varılmışsa yol aşağı yukarı yarılanmış demektir. Ancak burada, yol çığırının aşağısında, bir derenin kıyısında “İnceloğlu” obası vardır. İnceloğlu obası da Farsaklardandır aslında. Ancak o, aşiretin bütününe katılmaz, yaz kış o derede yaşayıp gider. Kavgacı, alıcı, vurucu, kırıcı, gözüpek olmaları nedeniyle biraz belalıdırlar. Âşık, göç yolculuğunun, İnceloğlu obasını rahatsız etmeden yapılmasını, oradan geçerken buna dikkat etmek gerektiğini belirterek başınıza bela almayın demek istiyor.

[8] Asıl yaylalığa varılmadan önceki son konaklama yeri Kızılkaya’dır. Kızılkaya’yı andıktan sonra ozan, sanki unuttuğu bir şeye dönüyor: “Düldül’ün dibi”ne. Bununla anlatılmak istenen, Düldül dağının ovaya göre öte yüzündeki Zindeğan köyüdür. Oradaki “yâr”e “Urum Kızı” derlermiş; Kul Bekir’in gençliğinde sevdalandığı kız. Burada, eski sevgiliye erişmek için ozanın aşiretten bir isteği var gibiyse de bu, öylesine bir anımsama da olabilir.

[9] “Günburnu, Olucak” Kızılkaya’dan hemen sonraki (Nacar’ın berisinde kalan) yer adlarıdır. Güneş doğarken, önce Günburnu denilen sivriye değer. Bu sivrinin hemen ötesi Olucak. Olucak’tan sonra Nacar’a, Nacar’daki toprak damlı evlere varılır. “Hoğdu”, Nacar’ın güneydoğusundaki geniş yaylalık. Aşiretin kahrını en çok çeken yer. “Alıç” ise, Nacar’la Hoğdu arasında, Hoğdu’ya daha yakın bir başka yayla yeri. Yol, biraz aşağıdan geçer. Ozan, orayı da unutmayalım, oraya da konalım, yoksa Alıç yurdu bize gönül koyar, demeye getiriyor.

[10] Son dörtlükte geçen “Kızlaryurdu, Güneyyavşan” yaylalıkları Nacar’ın kuzey yönünde kalan yerlerdir. Yine buralarda Karadutboğazı, Hıyarkesen, Kuzeyyavşan, Oğlakkıran, Saçaklıpınar… gibi daha birçok yaylalık vardır. Ama en çok eğleşilen yaylım yeri Hoğdu. Aşiret, merkez Nacar olmak üzere bütün bu yayla konalgalarına kol kol olup dağılır; güz dönümüne dek baharı yazı buralarda yaşar.

2 thoughts on “        ÂŞIK KEYKE BEKİR’DEN”

  • Bekir DAĞSEVER

    Sayın Avukatım aynı zamanda öğretmenim Ali Ozanemre’ bin emegine sağlık
    Önemli bir not: Zindeğen’in yeni adı Yeşilyurt köyü olmuştur.

    Yanıtla
    • ALİ OZANEMRE

      Teşekkürler sevgili kardeşim Bekir Bey. O kadarcık kusur kadı kızında da mı olurmuş ne? Sağ olasın…

      Yanıtla

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir