Felsefenin Sınıf Meselesi
Muazzez Uslu
Düşünce özgür müdür?
Peki ya düşünme hakkı – tarih boyunca herkese eşit dağıtılmış mıdır?
Dağılmadığı kesin.
Felsefenin tarihi her zaman sorulardan çok, sorabilenlerin tarihi olmuştur. Kimileri “Varlık nedir?” diye düşünürken, kimileri sabah ne yiyeceğini düşünmek zorundaydı. Kimisi Tanrı’nın varlığına akıl yordu, kimisi çocuğuna nasıl bir gelecek kuracağına.
Bu yüzden felsefe de çoğu zaman bir sınıf meselesidir.
Boş zamanın, dolapta ekmeğin, peynirin, etin, sütün olduğu; kitapların, sessizliğin ve dikkatin bulunduğu yerde boy verir. Yani çoğunlukla mülkün, güvenliğin ve efendiliğin olduğu yerlerde. Düşünmenin bile bir zemini vardır; ve o zemin, çoğu zaman toprağı olanındır.
Bir filozof Köle Epiktetos vardı – ama o bir istisnaydı.
İstisnalar kuralları değil, duvarları görünür kılar. Epiktetos düşünebildi çünkü efendisi düşünmesine izin verdi. Yani filozof oldu, ama önce bir zenginin mülküydü.
Marx, tarihin üretim araçlarına dayandığını söylerken, düşüncenin de bu çarktan azade olmadığını ima eder. Zira bir düşünce ancak dolaşıma girdiği oranda “fikir” olur.
Bugün hâlâ “büyük düşünürler” listesinin çoğu aristokratlardan, burjuvalardan, akademik sınıftan çıkar. Çünkü düşünce bir zihinsel faaliyet olduğu kadar maddi bir yatırımdır. Okumak, yazmak, tartışmak, yayınlamak, duyurmak… Bunların hepsi birer araçtır ve herkes bu imkânlara sahip değildir.
Herkes düşünebilir. Ama herkes filozof olamaz.
Çünkü filozof, düşünen insandan öte, düşüncesi duyulan, kayda geçen, çoğaltılan kişidir. Yani felsefe özgür olabilir, ama herkes için özgür değildir.
