Eski Pazar Yeri
M. Yüksel Kaya
Dar bir sokaktan geçtikten sonra içinde sıra sıra dükkânların bulunduğu pazar yerine vardı. Köşkerlerin dükkânlarının önlerinde deri dövdükleri aradan geçti.
Duvara çivilenmiş zincire bağlı bir tasın yanında sallandığı çeşmeye doğru yürüdü. Pazar yerine gelene kadar ekmeği de bitirmişti. Elini yüzünü yıkadıktan sonra tası doldurarak kafasın dikti.
Tam çeşmenin karşısındaki bakkalın yola bakan tarafında bir genç tabureye oturmuş önündeki küçük masada bir şeyler yemekle meşguldü. İri yapılı dazlak kafalı dükkancı yemek yiyen gence yaklaştı.
Yoğurt istiyor musun kalfa?
Kalfa kelimesini biraz bastırarak alaycı bir şekilde söylemişti.
—Yoğurt istiyor musun? Kunduracı kalfası elindeki irice bir ekmek parçasıyla tahinli pekmezi iyice karıştırdıktan sonra ağzına attı. Biraz çiğnedikten sonra:
-Yok Bekir Emmi istemem. Ekmeğinden tekrar kocaman bir parça kopararak tahinli pekmeze daldırdı, Dükkâncı Bekir karşıdaki ayakkabı boyacısına bir göz kırptı. Sonra dükkânın içindeki masanın üzerindeki torbayı aralayarak yarım ekmek çıkardı. Getirip kalfanın önüne koydu. Ayakkabı boyacısı:
-Akşamdan aç yatmış yeğenim herhalde Bekir Emmi. Kunduracı Kalfası ağzı, dolu gözleri irileşmiş vaziyette boyacıya ters ters baktı. Boyacı, kalfaya tekrar takılacaktı ki, pazar yerinin girişindeki ilginç kıyafetli biri göründü. Başında beyaz takkesi, üzerinde çizgili, yakasız, önü düğmesiz bir gömlek, altında beyaz şalvarı, kırmızı suratlı, köse sakallı, mıymıntı biri, sıska yaşlı bir atın yularından çekerek geliyordu. Tam boyacının yanına gelince durdu.
-Selamünaleyküm. İnce kadınsı bir sesi vardı. Boyacı:
-Ve aleykümesselam.
Atın üzerindeki heybenin gözlerinde deri tulumlar vardı. Tulumların ağzı deriden sırımlarla bağlanmıştı.
-Ben Bekir Emmi yi soracaktım.
Boyacı ile Bekir bir an göz göze geldiler. Bekir boyacıya göz kırptı. Boyacı:
-Ne yapacaksın Bekir Emmi yi?
-Ben Maraşlıyım emmi. Babamın selamı vardı da. Babam dedi ki, Kadirli` nin en doğru adamı Bekir Emmin dir dedi. Pekmezin iyisini o bilir, Maraşlı boşa öğünmesin pekmezim var diye. Bekir olmasa Maraşlının pekmezini kim tanır dedi. Doğru git Bekir emmini bul, pekmezini ona ver dedi. Boyacı, Bekir’e doğru bakarak:
-Valla bu pazar yerinde bir Bekir var amma pek babanın söylediği gibi biri sayılmaz.
-Nasıl ?
-Nasılı var mı?. Sahtekârın düzenbazın biridir. Üstelik bir boktan da anlamaz. Hala pekmez bulaşığı ile uğraşan kunduracı kalfası Bekir e bakarak sırtardı. Bekir, kalfaya ters ters baktı. Bu arada çevre esnaflarda birer birer Maraşlı nın etrafına toplanmaya başlamıştı. Maraşlı: -Mümkünü yok emmi. Bekir Emmim Kadirli nin en doğru adamıdır. Babam dedi ki, Bekir Emmin pekmezin hasını daha pazara girerken kokusundan bilir dedi. Boyacı: Ben başka Bekir bilmem yeğenim.İstersen birde şu karşıdaki kafası ayna gibi parlayan ayıya bir soruver. Maraşlı atın yularını çekerek Bekir`e doğru yaklaştı.
-Kolay gele emmi. Ben Bekir Emmiyi arıyordum. Babam selam yolladı Bekir Emmiye.
Dedi ki, Bekir Emmini bul ,ona ver pekmezini, Bekir Emmin pekmezin iyisini bilir dedi. Çünkü oranın en doğru adamıdır o dedi. Boyacı dahil, pazardaki esnaflar Maraş`lıyı izliyorlardı. Bekir: -Sen kimin oğlusun?. -Yiğit lakabıyla anılır emmi .Ben İbikli Ökkeş`in oğluyum. Bağcı Ökkeş benim babamdır. Bağın en iyisini o diker, yetiştirdiği üzümlerin ününü bütün Antepli bilir. Bekir`in yüzünde bir gülümseme oluştu.
-Hani şu pekmezini bir görelim bakalım.
-Olmaz emmi olmaz.
-Niye olmaz?
-Çünkü babam dedi ki, Bekir emminden başkasına verme dedi.Çünkü pekmezin iyisini ancak o bilir dedi.
-Lan oğlum ,ne yapacaksın sen Bekir i mekiri? Alacağın parası değil mi? Para lafını duyunca Maraşlının gözleri parlayıverdi. Döndü bir heybedeki tulumlara baktı, bir Bekir e baktı. sonra;
-Paramı peşin isterim emmi.
-Pekmez iyi ise paranın kıymeti yok. Nasıl istersen.
– Tamam emmi sen içerden bir kap getir de aha bu emmilerde baksın tadına. Baksınlar da görsünler pekmezin hasını. Bizim pekmezin ünü Antep e Diyarbekir’e ulaşmıştır. Bekir emmimi bulsaydım o size söylerdi. Pekmezin tadına bakmaya bile gerek yoktu. Bekir Maraşlının görmez tarafından çevrede toplanan esnafa bir göz işareti yaptıktan sonra; -İbikli Ökkeş in ününü bende işitmişimdir. Çok eli bol cömert bir adamdır. Çevredekilerden tasdik edenler oldu; -Cömert adamdır.
—Kapısına geleni boş çevirmez.
—Akşam yatıya misafir almadan gözüne uyku girmez.
—Her cumadan sonra pestil, bastık, sucuk ne varsa çora çocuğa dağıtıverirmiş. Maraşlı babasının cömertliğinin buralara kadar duyulmasına pek akıl erdiremedi. Bildiği kadarıyla babası cumaları camide para toplanır diye namazın sonun beklemeden erkenden çıkardı. Yatılı misafire gelince, bir defasında Ejder emmi alacağı için gelmiş ve bir gece yatmıştı. Ona da bir yıl olmuştu. Yine de kalabalığa kasılarak baktı. Bu arada Bekir dükkâna girerek elinde üç dört kiloluk büyükçe bir tasla döndü. Pekmez tartarken kullandığı bir tastı elindeki. Maraşlı tası görünce afalladı ama belli etmedi. Heybenin içindeki tulumlardan birinin ağzını çözdü. tulumu tasın ağzına yaklaştırarak yarıya kadar doldurdu. Etraftakiler hala konuşuyorlardı.—Evinin önüne bir bağ dikmiş, sadece gelen geçen için.
—Andırından Antep e gidenler İbikli Ökkeş’in evine bir varsaydık derlermiş. Mümkünü yok doyurmadan yatırmadan göndermezmiş.
Maraşlı bu sözleri duyunca tası ağzına kadar doldurdu. İçinden ‘’nasıl olsa birer parmak tadına bakacaklar, gerisini tartarım’’ diye geçirdi. Kasılarak tası Bekir e doğru uzattı. Bekir:
-Ben pekmezden anlamam yiğenim. Satarım ama anlamam. Sen bunu şu karşıdaki boyacıya götür. Pekmezin iyisinden o anlar. Maraşlı boyacıya yöneldi. Bekir:
-Mehmet ağa şu pekmezin tadına bir baksana. İyiyse alalım.
Boyacı Maraşlının elindeki tasın içindeki pekmeze şöyle bir baktı.
—Rengi fena değil gibi. Maraşlı elindeki tası boyacıya uzatarak;
-Al emmi tadına bak.
Boyacı işaret parmağını tasın içine daldırdı. Sonra kıvırarak ağzına soktu. Dilini şapırdattı. Bekire dönerek;-
Fena değil galiba. Maraşlı bu ‘’fena değil ‘’ lafından biraz alındı. Boyacıya dönerek,;
-Emmi böyle tadına bakma mı olur. İyice baksana. İç iç. Ben İbikli Ökkeş in oğluyum. Helal olsun.
İbikli Ökkeş derken kalabalığa şöyle bir baktı.
Boyacı tası aldı, önce bir kokladı, sonra ağzına götürdü, bir yudum aldı nefeslendi. Maraşlı;
-Korkma emmi dokunmaz, iç helal olsun. Boyacı Mehmet derin bir nefes aldıktan sonra yere çömeldi. Bir eliyle başını kapatarak pekmeze yumuldu. Maraşlı şimdi bıraktı bırakacak derken tasın dibi görünmüştü. Boş tası Maraşlıya uzatırken kolunu tersi ile ağzını sildi, bir iki defa geğirdi sonra Bekir’e dönerek; Pek bir şey anlamadım ama iyi bir şeye benzemiyor. Zavallı Maraşlı ,bir elindeki tasa ,bir boyacıya,bir Bekir’e bakıyordu.. Etraftakiler gülmekten kırılıyorlardı. Elindeki tası yere koydu.Tulumların ağzını kontrol etti.. Atın yularını çekerek uzaklaşırken Bekir arkasından seslendi;
-Gel yeğenim gel. Bekir Emmin benim.

M. Yüksel Kaya
