Karacoğlan Enstitüsü

DEDEMİZ  KARACOĞLAN  İÇİN  SORMACA

Bekir İşlek

Dost,

Bu ileti, senin gibi seçme arkadaşlardan bazılarına özel olarak gönderilmektedir.

Konumuz KARACOĞLAN…

Aşağıda, size (de) bazı sorular yönelteceğiz. Yanıtlarsanız seviniriz. 

–Karacoğlan adı sizde nasıl bir çağrışıma yol açar, size neler çağrıştırır?

Karacaoğlan adı, gurbettekiler için memleketi, hasretini, hüznünü, bu hüzünle nasıl baş edileceğini de çağrıştırır.

–Karacoğlan hakkında neler biliyorsunuz, bu konudaki bilgi birikiminiz?

Nereli olduğu tartışıla dursun Çukurova dilini şiirlerinde genele aldırmadan sadece bir boyun, aşiretin diliymiş gibi çok rahat ve yerli yerinde yeni buluşlar da ekleyerek kullandığını düşünüyorum. Aşağıda buna ilişkin örnekler bulacaksınız. O çizdiği tasvirlerle çağdaş bir ressamdır aynı zamanda: “Sandım kan damlamış karın üstüne/ Üç beş menendini almış yanına/Sanırsın sadrazam tuğunan gider…

–Karacoğlan’ın yüzyıllar süren ölümsüzlüğünün nedeni sizce nedir?

Karacaoğlan, çağları aşan bir dehâdır. Dili olağanüstü bir ustalıkla kullanmış, tarifsiz bir ozan,  akıl almaz betimlemeleriyle bir ressam, bazen  ağzı kızıl bir zampara, bazan sofu bir öğütçü, eğlendiren, güldüren, ağlatan  bir şaman… Bunların hepsini birden nasıl olunur? Ancak Karacaoğlan olunarak.

–Karacoğlan şiirleri günümüzde de giderek çoğalmaktadır; günümüz “Karacoğlan”larının ürettiklerinin onun adına söylenip okunuyor olmasının nedeni?

O kadar geniş ve ışıklı bir çılga/susa/yol  açmış ki sonraki bütün çağların ozanları bu yolu tüketemezler. Başka bir açıdan bakarsak, Karacaoğlan’ın  Amanos Dağlarında, Toroslarda çağına göre hiçbir örgün eğitim almadan (mektep medrese görmeden)  söylediği türküleri Boğaziçi’nde lâle bahçelerinde bestelemeye çalışanlar her çağda acaba türküyü hakkıyla besteleyebildik mi diye kaygılanmaktadırlar.

–Karacoğlan, kendisini sevenlerinin hangi duygu ve düşüncelerinin sözcüsü olmuştur?

Her konuda ve bütün düşüncelerinin sözcüsü olmuştur. Hazretin bu konudaki hükmü çok ağırdır: “Bundan sonra türkü söyleyen; anasının…”. Bu uyarısından dolayı değil; onun türkülerini aşacak yetenek çıkamadığı için aşılamamaktadır.

— “Halk var olduğu sürece Karacoğlan da sonsuzca var olup yaşayacaktır” görüşüyle ilgili neler söylersiniz?

Dehâlar  her çağda diri kalabilenlerdir. Allah korusun, Karacaoğlan’ın unutulduğu bir halk düşünülemez. O, sonsuza kadar türküleriyle çıraklarını da yetiştirerek yaşayacaktır. Her çağda sadece türkü çağıran, beste yapanlar değil sanatın her dalında işlenerek, tiyatroya, sinemaya, resme konu edilerek yaşayacaktır. Siz “Sandım kan damlamış karın üstüne” mısraının “resmini yapabilir misiniz”?

–Bunların dışında, Karacoğlan’la ilgili olarak sizin üzerinde durmak istediğiniz başka bir konu var mı, nedir, nasıl?

Yitik Karacaoğlan şiirleri/türküleri  hâlen bulunabilmektedir.  Fakir de (ben dahi) yeni bir Karacaoğlan türküsü bulduğumu düşünüyorum.  şık Ali Kirik/Altun’un bulabildiğim bir ses kaydından heykâsi ile birlikte yazıya aktardım. Yayınlanması için hakemli bir dergiye gönderdim. Yazı, akademik cendereyi aşabilecek mi bakalım? Karaca Dede’ye borcumu bir miktar ödediğimi düşünüyorum.

Ayrıca aşağıdaki  yazma denememi de sizlerle paylaşmak isterim:

EŞKERE KARACAOĞLAN SAYIKLAMALARI

Karacaoğlan şiirlerinde bazı deyimler ve kelimeler için acilen açıklamalarda bulunmamız gerekiyor.  Her zaman yazdığımız üzere Çukurovalıların kullandıkları pek çok deyim ve kelimeleri bir sonraki nesil anlayamayacak ve yorumlayamayacaktır. Esasen  Çukurova’da doğup büyümeyenler, yani bölge dilini anadan öğrenemeyenler için de bu hayli zordur. “Garbi yeli” bölgede yaşamamış biri için ne anlama gelir? Ya da “Elâ gözlerini sevdiğim kel kız/Benim gönlüm sana düştü gürpeden/Eğil bir ken al yanaktan öpeyim/Camız suya sıçar gibi şarpadan” mısralarının içinden bölgede yetişmemiş biri nasıl çıkar? Örneğin, Kurt Reinhart’ın derlemelerindeki çevirilerde bunu daha net görebiliriz.

Bu bağlamda Karacaoğlan şiirlerindeki bazı söyleyişlerin Çukurova’da/Düziçi’ndeki anlam ve çağrışımlarını  hükümden uzak intibalar; yani  “Eşkere Karacaoğlan Sayıklamaları”  olarak yazmak istiyorum.

Düziçi derlemelerimde kaynak kişi Abdullah Budak’tan pek çok ağıt ve türkü derledim. Yazıya aktaracağım Karacaoğlan türküleri, dörtlükler 75 yaşlarında olan Budak’ın 25 yıl kadar önce kaydedilen sesindendir.

Atın eşkini de yiğidin gıvı

Güzelin üstüne de kurulur davı

Gökte gövel ördek de şahinin avı

Çalıp kanadını uçamıyorum

Atın eşkini: eşkin /ad /1./atın hızlı bir yürüyüş biçimi. “At, eşkinle giderse dörtnal kadar yorulmaz” . TDK Sözlük, Goggle, 9.4.2020.

Yiğidin gıvı: Gıv kelimesini TDK sözlükte bulamadım. Ama Yaşar Çağbayır Hoca’nın yazdığı Ötüken Türkçe Sözlükte gıvın bir anlamı şöyle (cilt: 2, sh:1712): Gıv etmek (ağız): Atı  hızla sürmek. (DS).

Gıv vermek Çukurova’da: Birini şivşirmek, kışkırtmak, gayrete getirmek anlamında da kullanılır.

Güzelin üstüne kurulur davı: Davı kurmak/Dava Kurmak: Toplu halde bir konuyu mahkemedeymiş gibi enine boyuna değerlendirmek, tartışmak olarak açıklayabiliriz. Anlamakta zorlanan birine bir konuyu anlatmak için:  “Mektep kurup okutmak lâzım” der Çukurovalılar. Çocukluğumda bizim Pirsultanlı Köyümüzde de böyle derlerdi. Karacaoğlan’ın bu “davısı” öyle ufak  tefek, az uz bir “davı” değil; ancak “mahşerde  Mevlânın” aralayacağı cesamette bir dava:

Karacaoğlan der de güzellerinen

Sarardı gül benzim gazellerinin

Bir davamız kaldı güzellerinen

Yarın mahşer günü Mevlam aralar

Kadınlar  arası söz dalaşına da “davılaşmak” denir. İki kadın epey söz dalaşından sonra biri ısrarla susmuş. Diğeri dayanamamış. Bir şey söylesene or.spu çatlıyom taman demiş. Ben de araştırmacı Bekir Dağsever’in yalancısıyım. (Tecirli dipnotu bazan böyle düşer  Ozan Ede.)

A. Budak’ın yalancısı olunca da hikâye şöyle: İki kadın epey davılaşmış. Sonunda edecek laf bulamayan, söz yetiştiremeyen) biri diğerine (Evleri Yarbaşı tren istasyonuna yakın olana) “Sen tren görük or.spusun; ben seninle davılaşamam” demiş.

Hey ağalar tımar olmaz derdim var

Olur olmaz yere açamıyorum

Bir yar için çıktım da gurbet ellere

Terk edip sılayı geçemiyorum

Ay mıdır gün müdür de cihanı tutan

Cemalin görünce nurlara batan

Altın kafeslerde de durmadan öten

Keklik mi turaç mı seçemiyorum

Her yiğidin devlet konmaz başına

Yar ağalatan doyar m’ola yaşına

Göğsü nakış nakış tavus kuşuna

Benzettim yavruyu seçemiyorum

Atın eşkini de yiğidin gıvı

Güzelin üstüne de kurulur davı

Gökte gövel ördek de şahinin avı

Çalıp kanadını uçamıyorum

Karacaoğlan der ki de dünyanın ucu

Her gardaş diyene de diyemem bacı

Ayrılık şerbeti de ağudan acı

Şu dünya malına içemiyorum

DUMAN VER

Tuzak yerde avladılar yolumu

Aman ver hey güzel Allah aman ver

Kast ettiler de ucca canım almaya

İman ver hey güzel Allah iman ver

“Tuzak yer”: Tuzak kurmak var tamam da tuzak yer, tam da Karacaoğlan’ın dille aşık attığı yer oluyor. Tuzak yer bir deyim değil, yaygın kullanılan bir söyleyiş hiç değil. Ama şair öyle bir yerde, öylesine kullanıyor ki sanki her gün söylediğimiz bir sözmüş gibi tanıdık.

Bir sonraki dörtlükteki “uçucak” sözü de uçacak yerine “hançere gümüş gimi” uyan bir kullanım olup çıkıyor.

Uçça can; uçça: Hafif, cılız. Ucçacıktan vurmak, ucçacıktan söylemek. “İncecikten yağan kar” gibi ; ha var ha yok. O kar, sadece “incecikten” değil  “uccacıktan” da yağar.

Hüma kuşu gibi de yüksek uçucak,

Bölük bölük kanatların açacak

Fırsat bulup yârim ile kaçacak

Duman ver hey güzel Allah duman ver

“Duman”: Yoğun sis; hatta “kör duman” olursa yâr ile kaçmaya daha da uygundur. Kurdun sevdiği hava. Güzellerin kurdu da Karacaoğlan; elbet “dumanlı havayı” isteyecek. Bir başka şiirinde şair:

“Dumanlıyım, duman indi serime” demiyor mu? İşte burada “duman” efkârlanıyor/efkârlaşıyor. Kör duman, ağır bir hüzne dönüşüyor. İnanmayan Karacaoğlan’a sorsun. (Eşkere sayıklama işte aldırmayın.)

Dumanlı havada yâri kaçırdı; bu sefer de aşağıdaki dörtlükte olduğu üzere yemyeşil bir çimen istiyor.

“Yârim ile de sehel yerde yatacak/Çimen ver hey güzel Allah çimen ver”. Kaçırdığı yetmiyor; bir de yemyeşil çimende oynaşacak.

Başka bir türküsünde dediği gibi:

“Ufacıktan bir yâr sevsem/ Yatsam beleni beleni.”

Başka bir anlatım zenginliğini de şu dörtlükte görebiliyoruz:

Çeke çeke bu dert beni götürür

Bir derdimi bin Lokmana yetirir

Yârim küsmüş melül mahzun oturur

Yarı canım gitti gülene kadar

Yarı canım gitti gülene kadar: Gülümsetene kadar neler çektim, çok yoruldum, canım çıktı.

İkinci  çağrışımı daha bir şairane: Gülene kadar, gülüverince, o gülüşü beni öldürdü, gülüşüne yarı canım gitti.  Bir manide; “Gül üşüdü; gül üşüdü/ Kar yağdı gül üşüdü/ Bir güldün canım aldın/ O nasıl gülüşüdü”  dendiği gibi. Gel de sayıklama…

Yavru bülbül garip garip ötecek

Gül yerine  şimdi sümbül bitecek

Yârim ile de sehel yerde yatacak

Çimen ver hey güzel Allah çimen ver

Artırayım ahu ile zarımı

Arz edeyim elde olan varımı

Önde sonda da vereceksin yârimi

Hemen ver hey güzel Allah hemen ver

Karacaoğlan derler benim adıma

Körpem gelir benim her dem yâdıma

Mevlâm  ben dâhi erem muradıma

Zaman ver hey güzel Allah zaman ver

***

Sehel yer: Sahil, düzlük, ova rahat yer.

Önde sonda da vereceksin yârimi/Hemen ver hey güzel Allah hemen ver: Vereceğinden hiç şüphesi yok beyefendinin, pazarlık sanşı bile bırakmıyor: Önde sonda vereceksin.

Yaz gelip de beş ayları doğunca

Ol çayların kenarını sel alır

İki güzel bir araya gelince

Oğlan kıza nergis verir gül alır

Som gümüşten daha aktır bileğin

Hak yoluna kabul olsun dileğim

Yavaş yürü mavi donlu meleğim

El ariftir yürümekten hil’alır alır

Haşarı da deli gönül haşarı

Hayli oldu yar sevdana düşeli

Atmış zülfün ak gerdandan dışarı

Esen yeller zülüfünden tel alır

Karacaoğlan der ki de gördüm bir güzel

Sıdk ile bakıp da eyleme nazar

Al yeşil giyinmiş de daima gezer

Arı konar ak gerdandan bal alır

Arı konar ak gerdandan bal alır. Koca şairin uyardığı üzere bu deyiş üstüne bir laf edilmemeli.

***

Yavaş yürü mavi donlu meleğim

“El ariftir yürümekten hil’alır alır.” “Tuzak yer”, Ucca, “Uçucak” gibi “Hile almak” da Karacaoğlan’a has bir kullanım şekli. Hilelenmek, kuşkulanmak, sonra da dedi kodu etmek anlamında. “Hilekmek” de hilelenmenin Çukurova’da sık kullanılan bir şekli. Şüphelenmek anlamında.”  kibet ırzına hile getirir”: Neticede dedikoduya maruz kalırsın.

Ah üç güzel oğlu derler de şöyle bir yiğit

Söylediği sözü yola getirir

Yiğit olan sırrını da kimseye demez  

Kötüler kalbinden hile getirir

Yalınız git yoldaş olma yüzsüze

Selam verme erkansıza yolsuza

Komşu olma da namussuza arsıza

Akibet ırzına hile getirir

Komşu olma namussuza arsıza

Oğluna kızına hile getirir

***

Karacaoğlan türkülerinin acilen Çukurovalılarca enine boyuna bir “Tefsire” tâbi tutulması  gerektiğini düşünüyorum. Bu işi yapacak yaşayan son nesil de bitmek üzere.

Biz, bir gurup dost, yazıcı horantası oluşturarak son beş yılda Çukurova Folkloru üzerine 4 ciltlik mektup yazdık. Aynı işi Karacaoğlan Türküleri Üzerine mektuplar yazarak horantacak yapabiliriz. Yapmalıyız diye düşünüyorum.

Bu duygu ve düşüncelerimi yazmaya fırsat verdikleri; vesile oldukları için Sormaca Horantasına teşekkürlerimi sunarım. 15.4.2022

Bekir İşlek kimdir :  Çukurovalı, Osmaniye / Düziçindendir. Düziçi’nde avukatlık, Didim ve buna benzer yerlerde noterlik yapmıştır. Halk bilim v e halk kültürü derleyicisidir.

Bekir İşlek, vatanına borcunu doğduğu toprakların sözlü kültürünü derleyip kitaplaştırarak ödemeyi kendine görev edinmiş bir folklor gönüllüsü.Bu zahmetli çabaları sonunda üzerinde imzası bulunan 4 değerli eser ortaya çıkmış. Çukurova Folkloru Üzerine Mektuplar, Tekeden Teleme Çalmak, Bir Cerene Av olmak, Seksen Kapıya Doksan Değnek Çalmak hep bu çabaların ürünü. Bu değerli eserler Türk kültürüne yeniden kazandırılırken Bekir İşlek yalnız değil..

Tabii bir de 3 ciltlik “Çukurova Folkloru Üzerine Mektuplar”ı birlikte hazırladığı Musa Tolu…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir