ARAYA GİTMESİN!
Selim Özgül
Anadolu insanın ağzından en sık duyulan sözlerden biridir, “Araya gitmesin.”
İşe yarar şeylerin dikkatli ve tasarruflu kullanımını; onların gereksiz yere boşa harcanıp ziyan olmamasını ifade eder bu söz.
Savaşlar görüp sıkıntılar çeken; hayatta kalmak için emekler verip çabalar harcayan; üretip kazanmanın zorluğunu yaşayarak görüp öğrenen Anadolu insanı, sahip olduğu şeylerin yerinde ve zamanında, usulüne göre, yeterince kullanılmasını; onların ziyan olmamasını “araya gitmesin” sözüyle ifade etmiş, ve kulaklara küpe ettiği bu öğüdünü nesilden nesile aktarmayı başarmıştır.
Daha çocuk yaşta, sofrada annesinin ağzından duya duya beynine kazınır bu söz, Anadolu insanının.
Araya gitmesin!..
Parçalanıp dilimlenmiş ekmek varken henüz dokunulmamış olanın bütünlüğü bozulmasın…
Tabağa yenilip bitirilemeyecek kadar yemek koyulmasın…
Bir kumaştan, geriye kalan başka bir işe yaramayacak şekilde parça kesilmesin…
Araya gitmesin!..
Amanos Dağlarının Çukurova ya bakan eteklerinde oturan Babaannem biraz daha öteye vardırırdı, bu ifadeyi kullanarak yaptığı uyarısını…
“Söz sayıyla” diyerek sözün, kelimelerin de tasarruflu bir şekilde kullanılmasını öğütler, bu konuda uyarıda bulunurdu benim babaannem.
Bayır şeklindeki meyilli arazilere “yörep” derdi eskiden Çukurova insanı.
Yörepten aşağı… yörepten yukarı…
Babaannemin “söz sayıyla” uyarısından olsa gerek, konuştuğunu zannedip yörepten aşağı yuvarlanan boş teneke gibi ses çıkaran siyasetçileri midem ve kulağım kaldırmaz benim…
Kursağına soktuğu ekmekten ağzından çıkan söze kadar her şeyden tasarruf etmeyi, çocuklarına daha sofrada öğretmeye başlayan; olası bir kara gün tehlikesinin varlığını hep canlı tutup sürekli tetikte olan bu ülke insanını sadece kuru ekmeğe değil, kuru soğana da muhtaç etti bugün, bu boş tenekeler.
O zamanlar ajans vakti denilen haber saatinde radyonun başına “Allah’tan hayırlı haberler” diyerek geçen, “söz sayıyla” şeklindeki ifadesiyle kelimelerin de tasarruflu kullanılmasını öğütleyen babaannem, seçimlerde de “araya gitmesin” uyarısı yapar, yaşadığı yerde oyunu aynı dikkat ve duyarlılıkla kullanırdı.
Sakınan göze çöp batarmış…
Bunca uyarı, öğüt; dikkat ve duyarlılığa rağmen, boş tenekelerin sesi inletiyor dört bir yanı!..
Kafa kaldırmıyor… mide bulanıyor… gürültüden, kirden pastan…
Ak denilen kara… ampul patlak…
Su kadar berrak, kristal kadar parlak şiarlarla gelenlerin geçmişin lanetlilerini arattığı dünyamızda, karartılmamış söz bulamaz olduk.
Seçim sandıklarının mağdur edilenlerin muktedirlerden hesap sorması için bir fırsat olduğu söylenir.
Mesela, daha sofraya ilk oturduğu günden itibaren anasından duyduğu “araya gitmesin” sözü beynine kazınmaya başlamış ve bugün kuru soğana muhtaç edilmiş insanlar için bir altın fırsat! Eğer suç ortağı değillerse…
Üretip yaratan değil mevcut olanı satan…
Getirip ortaya koyan değil çalıp götüren…
Sorumluluk makamını işgal ederken çalışıp çabalayan değil yan gelip yatan…
Akçeli işlerde her kuruşun hesabını veren değil yapılan işi başa kakan…
Karın doyuran değil kafa ütüleyen…
Elde avuçta olanı ziyan, sözü israf eden kim varsa, işte ondan hesap sorma imkânı ve fırsatıdır, seçim sandıkları. Eğer ki suça ortaklık edilmeyecekse…
Seçimlerde “Araya gitmesin” der oyunu israf etmezdi benim babaannem (Selim ÖZGÜL)
Selim Özgül kimdir : 1957 yılında Doğu Çukurova da Osmaniye’de doğan bir Güneyli . Başka ülkelerde basılan pek çok anlamlı kitapları dilimize çevirerek basılmasını sağlayan bir çevirmen. Afilli Kalem adlı mizah, politika ve kültür kokan kitabında yazarıdır. Çoğu Çukurovalı gibi Türkçeyi çok iyi kullanan bir yazar. Ülke gerçeklerine duyarlı olan ve bu yüzden yıllarca sıkıntıya sokulan , yıllarca cezaevinde tutulan bir sosyalist yurtsever.
