Karacoğlan Enstitüsü

KARACOĞLAN KARAKIZ

Celal Necati Üçyıldız

Balıkçı Damos , akşamdan serdiği ağları toplamak için sabah güneş çıkmadan kayığına bindi. Diğer balıkçılar çoktan çıkmışlardı. O hamile eşinin çayını hazırlayıp, kahvaltısını verdi. O yüzden de geç kalmıştı. Teknenin ipini çözdü, karadan itelerken içine atladı. Sonra küreklere asıldı. O tek başına idi.Bazı teknelerde iki kişi vardı. Onun teknesi küçüktü. Gariban Damos un kayığı küçüktü işte, onu da borca almıştı. Bereketli yaz geçerse borç ödenecekti. Hem de doğacak çocuğu vardı. Hep onu düşünüyordu. Bir iki kürek, derken diğer balıkçılara ulaştı.
“ Damos , noldu? Ayrılamadın evden ?”
“ hanıma kahvaltı hazırladım. Ne yapalım. Karnı burnunda “
“ hey, Damos, hadi, kolay gelsin.vira,vira..”
“ ;vira, vira “ dedi o da diğer balıkçılara.
Damos denizde iken hanımı Elena’ nın sancıları artı. Komşuları onun sesine koştular. Kapı zaten aralıktı. Kadınlar geldiler. Elena sancıdan kıvranıyordu.
“ Damos balığa mı gitti.? “
“ ne yapsın gitti . ağladı serili kaldı.” Elen anın sancısı iyice artmıştı. Hemen komşu ata bindi ,yukarıda Tahtacı Belen de cennet Ebe ye gitti. Komşuları hemen ocağa su koydular. Hazırlık yaptılar.
Bir saat geçmeden Cennet Ebe içeri hışımla girdi.
“ bu kadını neden getirmediniz. İnşallah zaman geçmemiştir.”
“ aklımıza gelmedi Ebe.”
Cennet Ebe, hemen Elena’yı hazırladı. Onu dik tuttular, arkasına, yorgan, yastık koydular. Kadınlar kaynatılmış suları yanına getirdiler.
Cennet Ebe , ellerini tuttu. Nabzına baktı. Yüzüne baktı.
“ işimiz zor olacak. Haydin kadınlar , haydin bakayım. Biriniz ellerine yapışın, elleri ile karnını okşamaya başladı.
“ haydi bebem, haydi, kalk yerinden. Ananı düşün. “
“ Ikın gızım, ıkın.” Elena tutulan ellerini hırkaladı.
“ Hıııııh.”
“ Ikın Gızım Ikın.”
“ Hıııh…”
Kadını karnını okşarken aşağı kaymaya başladı. Önce ayakları, sonra başı derken;
“ ınge, ınge “ sesleri gelmeye başladı. Kadınlar sevindiler. Cennet Ebe , göbek bağını kesti. Ondan sonra kadınlar çocuğu aldılar ılık suda yıkadılar, kuruladılar.
“ abov, kara bir kız , KARA KIZ hoş geldin.”
Kadınının üstünü örtüler. Çocuğu beze sarıp, yanına yatırdılar. Karakız ilk sütünü içerken cennet Ebe ata binip gitti.
Damos kıyıya yaklaşırken ona bağırıyorlardı.
“ Damos , damos , gözün aydın.”
Damos anlamıştı. Çıkardığı balık sepetini arkadaşı Nikolas a verdi.
“ bunu da benim hesaba yazdırıver.”
“ olur arkadaş , gözün aydın. Sağlıcakla büyüsün.” Dedi.
Damos koşa , koşa eve vardığında, komşuları onu karşıladı.
“ Gözün aydın Damos , nur topu gibi kızın oldu.”
“ Sağ olun. Sağ olun. “ komşu kadın kalmıştı.
“ mışıl, mışıl uyuyorlar. “
“ sağ olasın komşum, darısı senin de başına olsun.”
“ inşallah komşum “ dedi. O da dışarı çıktı. Karısı Elena ya baktı. Çocuğa baktı. Kara bir kızdı.
O hafta sonu çocuğu aldılar, Taşucu kilisesine götürdüler. Onu yudular, yıkadılar, papaz onu vaftiz etti.
Adını Belen koydular. Hemen Holmi üstünde Tahtacı Belen vardı. Oradaki tahtacı oymağı ile de dost idiler. Birlikte ekmeklerini paylaşıyorlar. İskelede birlikte gemilere kereste yüklüyorlardı.
Belen ,in nasibi kendisi ile gelmişti. O yıl balıkçı hasadı iyi gitti. Teknenin borcu ödendi, daha büyüğü alındı. Artık, iki üç kişi birlikte gidiyorlardı.

Bir gün balıkçı Damos, eşi elena, kızı Belen ile, Cennet Ebe ye ziyarete gittiler. Onlara hemen horoz kesildi, yemekler hazırlandı. Cennet Ebe ve oğlu Abidin ile hoş sohbet edildi. Sohbet koyulaşınca, Abidin duvarda asılı sazı aldı eline, çalıp, çığırmaya başladı. Belen dikkat kesildi, türkü bitince, önce ağlar gibi yaptı, sonra gülümsedi. Ona çok şaşırdılar. Bir ağıt, bir karaca oğlan güzellemesi daha çaldı. Çocuk iyice mest oldu, annesinin kucağında derin uykuya daldı. Bahar yeni kendine gelmeye başlamıştı. Akşam olunca Kırtıl Dağından bir esinti çıktı. Taşucu
üstünde gezen sisler, bulutlar kayboldu. Hava da bayağı soğumuştu.
“ komşu Damos bu gün burada kalın. Belen üşümesin. “ dediler. Onlarda konuk olarak kaldılar.
Sabah güneş aşağıdan denizin içinde gözüktü. Ortalık iyice aydınlandı. Karşıda Kıbrıs ın dağları gözüküyordu. Komşuların çoğu dağa gitmişti. Abidin de katırını alıp gitti.
“ siz rahat edin, benim işim çok .ev sizin eviniz.” Dedi.
Sabah cennet Ebe katlı, onlara bir gün önce topladığı otlardan börek ,içi hazırlamıştı. Ocağa sacı koydular, Elena ile birlikte hamur açıp, börek yaptılar. . Ada çayı kara çaydanlıkta türül, türül kokuyordu. Oturdular, hep beraber onları yediler.
“ sağ olasın cennet Ebe, bizim kızımızı sağ salim teslim ettin. Eşimi sağ salim teslim ettin. ALLAHIM
Sizlerin her duasını yerine getirir. Sizleri de her zaman bekleriz. “
“ Sizler de sağ olun yavrum. Burası sizin eviniz, her zaman bekliyoruz. “ gün kuşluk olurken, esinti biraz durulmaya başlamıştı. Çocuğu sarıp, sarmalayıp, yola çıktılar. Koşarcasına patika yollardan aşağı indiler gittiler. Pıynarlar, sakızlık ağaçları yeni purç açıyordu. Etrafı acı yavşan, kekik kokusu sarmıştı. Geçerken çay, kekik topladılar.
Belen’i 3 yaşına geldiğinde, pazarları kiliseye götürüyorlardı. Orada ilahiler dinliyor, evde mırıldanmaya başlıyordu. Ama daha çok Abidin Amcasını çok seviyordu. Sıkıldı mı annesine sesleniyordu:
“ haydi Abidin Emmi ye” onlarda sık, sık Cennet Ebe ye gidiyorlardı. Akşam olunca bir araya gelen komşular, saz çalıyorlar, türkü söylüyorlar, mengi oynuyorlardı. Eve dönünde onlar gibi türkü söylüyor, tek başına mengi oynamaya çalıyordu. Belen artık yukarı Tahtacı Beleninden beri gelmiyordu. Elena çoğu zaman onu Cennet Ebe ye bırakıyor, eşi Damos ile balık ağı sermeye gidiyordu.
Bir Nevruz günü obalılar katırlar, eşeklere binip, Kırtıl Dağına gittiler. Bir gün önce evlerin arası sokaklar temizlendi. Geceden çörekler çekildi. Kavurkalar yapıldı. Portakal, nar, elmalar çıkıdan çıkarıldı. Damos eşi Elena ile kızı bir gün önce Cennet Ebe de misafir kalmışlardı. Sabah erkenden yola çıktılar. Elena ile Belen bir katıra bindirildi. Damos diğer erkeklerde birlikte önden katırları çeke, çeke yola koyuldular. Tahtacı Belen den ağılı dere, den Çatak koyağına vardıklarında güneş Gındıralı
Tepe den doğuyordu. Ağılı Dere çeşmesi yeni yapılmıştı. Başında biraz soluklandılar. Sularını içtiler. Korucuk içinden orman yoluna girdiler. Yukarı dağa yaklaştıkça, çoğalıyorlardı. Gün kuşluk olurken, Kırtıl Dağı tepesine ulaştılar. Yüklerini indiren ardıçların dibine yerleşti. Sonra teker, teker gidip, Kırtıl dede ye niyaz ettiler. Sofrada getirilen çörekler ortaya kondu. . Şıh Halit Goca hayırlı verdi.lokmalar
yendi. Kavurgalar, meyveler yendi. Abidin sazı eline aldı, nefesler söyledi. Artık Samon, eşi Elena onlara uydu, onlar ne yaptı ise o da yaptı. Niyaz edip, dilek dilerken onlar dilek dilediler. Aşağıda meydanda mengiler oynadılar.
Gün ikindi olurken, dönüşe geçilmişti. Bu kez eniş aşağı koşarcasına indiler. Korucuk, Çatakkoyağı derken ağılı dereden geçerken, nemli dere ile hafif üşüme geldi. eve gelenler hemen horozlarını kestiler, onları büyük tencerelerde tüm pişirdiler. Pilavlarını yaptılar. Akşama Şıh Halit Goca nın evinde Nevruz akşamına toplandılar. Sofralar serildi, el değmemiş pişmiş horozlar ortaya kondu. Şıh
Halit önüne konan bir tepsideki horoz etinden bir parça aldı. Hayırlı duası verdi. Sonra Mürebbi Zilfağar Goca nın önüne sürdü. O da Senem Garı ile birlikte tabaklara böldüler, herkesin önüne koydular. Dede nin :
“ Lokmalarr hak katına yazılsın. “ demesi ile birlikte yemeye başladılar. Sofra kalktı, sakacı doluları hazırladı. Onları fincan ile dağıttı. Abidin sazı eline aldı. Önce nefesler çalıp, söyledi. Sonra Samahlar çalmaya başlayınca kadın, erkek samah döndüler. Sonra birlikte mengi oynadılar. Bir kenarda merakla izleyen Belen de onlar gibi mengi oynamaya başlamıştı. Cennet ebe onu karşısına aldı. Gözler onlara dikilmişti. Pür, dikkat izlediler. Sonra hep birlikte alkışladılar.
Gün denizin içinden başka doğuyordu. Kayık bereketli bir gün için balık doluydu. Rast gelmişti. İri, iri balıklar, levrek daha canlı gözüküyordu. Damos balıkçıları tüccara verdi, deftere işletti, koşarcasına eve gitti. Bu gün Holmi daha güzel gözüküyordu. Kıyıya vuran dalgalardan gelen sesler, martıların
sesleri ile birleşti. İnce Kum üstünden bir turna sürüsü deniz üstünden geldi, Tahtacı Belen üstünden Kırtıla doğru uçtular. En önde bir turna, onun arkasında üç turna, sonra, dört, altı, sekiz. Gökyüzünde bir cümbüş vardı. Eve girince hemen banyosunu yaptı;
“ bu gün Tanrı ya şükür etme günüm. Beleni de hazırla kiliseye gidelim. “
“ olur “ dedi. Hemen belen i hazırladı. Cennet Ebe nin diktiği üç etek zubunu giydirdi. Kendi de en güzel giysilerini giydi. İskele yanından geçtiler, yukarı mahalleden de onlara katılanlar oldu. Kilise bu gün oldukça kalabalıktı. Ayatekla dan da gelenler vardı. İki kilise birlikte ibadet edeceklerdi.
Papaz gelenleri kapıda karşılıyordu. Her biri ile sohbet ediyordu. Belen i görünce gözleri ışıladı.
“ bu Yörük kızı da ne güzel olmuş.”
“ Tahtacı Belen den Cennet Ebe giydirdi.”
“ dağların kokusu gelmiş.”
“ onlarında selamları var. İbadetleriniz Hak katına yazılsın , dedi. “
“ ALLAH EYVALLAH “ dedi. “ ekledi. “ ALEVİ canlar böyle der.”
Herkes içeri girdi yerini adı. Önce vaaz verildi. Sonra org çalmaya başladı. Hep birlikte ilahi söylemeye başladılar. Belen onları şaşkınlıkla izliyordu. Sonra onlarla birlikte o da ilahile söylemeye başladı.
Sözlerini yarım , yamalak söylese de müziğine katılıyordu.
Belen kiliseyi sevmişti. Kilise de org çalan sanatçının dikkatini çekmişti. Birkaç gün sonra Bados un evini ziyaret etti.
“ bu kızınız çok yetenekli, kulağı çok iyi işitiyor. Onu bana getirin , eğitelim.” Dedi.
“ zaten yukarıda Abidin emmisi var. Onun ile saz çalıyorlar. “
“ öylemi memnun oldum. Ben de onları ziyaret ederim. “
“ birlikte gideriz. Cennet Ebe çok konuksever. Çok alçak gönüllü. “
“ o zaman bir akşam gideriz. “
“ Perşembe günü akşam gidelim. Onların ibadet günü. “
“ bizi kabul ederler mi? “
“ Biz çok katılıyoruz.”
“ çok güzel o zaman hoş görü, insan sevgisi var. “
Bir Cuma akşamı günü (Perşembe günü ) papaz, sanatçı Abdo, birlikte gittiler. Sofralar ortaya atıldı.
Lokmalar geldi. Şıh Halit dede hayırlı dua verdi. Söz, sohbet edildi. Abidin sazı ile nefesler, çalıp söyledi. Cennet Ebe , Belen ile samah döndü. İnançlar arası dostluk başlamıştı.
Belen artık hafta içinde Kiliseye gidiyor, Abdo ona müzik derleri veriyordu. Org, keman, cümbüş çalanlar da geliyordu. Bir müzik okulu gibiydi.
Belen altı yaşına geldiğinde ; piyano, cümbüş, bağlama keman eline ne alırsa çalmaya başladı.
Abidin Emmisi ile birlikte saz, cümbüş çalıyordu. Kilise de ilahiler, cem de nefesler, sonra mengiler zeybekler ortaya çıkmaya başladı.
İskelede artık özel günlerin, eğlencelerin içinde yer almaya başladı. Bir araya Kıbrısa gitti. Orada uzun süre kaldı. Gelirken elinde Kıbrıs kemanı vardı. O çalması zor olan zeybekler onun elinde oyuncak gibi oluyordu. Bir yaz günü Abdo ile birlikte Mara ya gittiler. Orada Topal Şıh ile tanıştı, onun kırık bir kemanı vardı. Belen in getirdiği kemanı görünce heyecanlandı.
“ vay be saf Kırbız kemanı hoynu “
“ öyle ustat.”
Kemanı aldı, önce kara düzen yaptı, sonra uzun havalar, kırık havalar çalmaya başladı. Belen onu pür dikkat izliyordu. Onun çaldığı türküleri o da Cümbüş ile eşlik etti. Onun ile birlikte türküler söylemeye başladı.
“ sarı yaylam, Avenizden Geldim” gibi türküler çalınıp, söylendikçe oradakiler şaşkın kaldılar. Rum Tüccar Bados , şaşkın bakışları içinde ;
“ Topal Şıh , benim evin birisi sizin, bunlar her zaman gelsinler, yazın kalsınlar, yeyip, içsinler.”
“ ağam öyle diyorsa, bize kapı açıyorsa ; Abdo usta sonra Kemeneci İsmail de gelirse, biz de aşağı köyden Sarı Aydın dan köyünden gelirik. Takım tamamlanır.“
Karacaoğlan ın o yanık güzellemeleri , Belen in ağzından o kadar güzel çıkyordu ki; şaştılar.

Topal Şıh, Karakıza imrenerek bakıyordu. İçinden duygular fışkırmaya başladı. Aldı eline yeni Kıbrıs kemenesini, çalıp söylemeye başladı. Karakız da ona Cümbüşünü çalarak eşlik etti.
“ varıp gidip yaylaları gezmeli
Kalem alıp kaşın gözün yazmalı
Önü gök öncekli sarı çizmeli
Göç gününde bir yosmaya vuruldu.
Yine kalktı guz kuyunun buludu
Nazli yarim edeceğin bu muydu?
Kesmem yine yarim senden umudu
Emeksiz çobana dön derdin beni .
O bitince Karakız eline cümbüşü aldı. Bir geçki geçti. Ardından bir türkü de o çalıp söyledi.
“ yaylanın suyu yan gider of
Değme yarelerime kan gider of.
Aman yaylalar, serin yaylalar
Yayla mısın sen, sevda mısın sen
Yayla demeli, kaymak yemeli , çökelek çökertmeli
Yaylaya giden yolun olayım.
Açılmış bahçence gülün olayım
Yaylanın suyu ne acı of
Aman geliyor çifte bacı of”
Oğlanın elinde lüfer belinde
Oğlanın adı çıkmış ayna elinde .
Aman yaylalar, serin yaylalar
Yayla mısın sen, sevda mısın sen
Bilmem nesin sen.
İnek sağarlar, yayık yayarlar ,
Peynir basarlar. “
Uzun havadan oyun havasına geçince Bados ağa, Kemeneci İsmail de ayağa kalkıp oynamaya başladılar.
Topal Şıh :
“ Bu kız Karacaoğlan ın karakızı gibi Karakız bundan böyle takım olalım. Bolkar ın , Yüğlük Dağlarının eteğinde Türkmen in, Yörüğün , Avşar ın sesi olalım. “
Belen : “ benim adım Karakız mı olsun. Karakız kim ki ?”
“ Karakız Karacaoğlan ın sevdalısı, bir araya gelememişler, bu dağlar onların sevdası ile yankılanır. Her tepe, her dağ, onların tepesi, dağıdır. Bir iki saatlik ötede Karacaoğlan ‘ın, Karakız ın tepeleri vardır.
Gömütleri orada derler. “
“ demek Karaca Oğlan buralarda yaşamış. Onun için buram, buram Karacaoğlan kokuyor. “
Topal Şıh :” hep buralarda dolaşmış. Yörükler, kervancılar ile dolaşmış. Bir gün bir Yörük beyinin kızına aşık olmuş. Ama buluşamamışlar. “
Belen :”tamam o zaman benim adım Karakız olsun. “
O günden sonra Belen e kimse adı ile anmadı. Geldi Karakız gitti Karakız. Elinde cümbüşü ile bir sazcı, bir kemancı işle birlikte çalıp söylemeye başladır. Sonra bunlara davulcu Kemeneci İsmail, Topak Mustafa katıldı. Çatak, Sarı Aydın, MARA, Boynu İnceli, İskele, Silifke de da hep birlik oldular.

Kış aylarında , Say mahallesi, Pazarkarşı, Holmi, bir vakit oldu, Sarıkavak onların mekanı oldu.
Günlerce süren düğünlerde çaldılar, söylediler. Orta oyunu, arap oyunları oynadılar. Kıbrıs ın , oynak zeybekleri, Taşelinin uzun hava, kırık hava, koşmaları ile sentez oldu. Ağırdan başlayan ezgiler, zeybekler ile Avrupa müziklerinin Toroslara, İç Anadolu ya taşınmaları sağlandı. Avşar bozlakları ,
Akdeniz in o balıkçı müzikleri bir araya geldi.
O yıllarda karaman dan zorunlu iskanlar başlamıştı. Karaman dan Akdeniz kıyılarına yaz aylarında göç başladı. Sıcak, sıtma, geriye dönen Türkmenler Toroslar da zaptiye ile karşı karşıya kaldı. Ara yerlerde yüzlerce kişi sıtmadan ölmeye başladı. İşte Karakız buna dayanamadı. Bir ağıt yaktı. Bir ağıt.
Ağıt yankılandı, Yüğlük Dağlarından, Kız Kalesine indi.

Ey ağalar tarih eylen bu yıl,
Bin iki yüz otuz sekiz bu sene
Medet, insan tevri dönmüş ağılı
Kimi ölür, kimi kalır bu sene.
Koç yiğitler ah eder göğüs geçirir.
Niceleri damdan yavru uçurur,
Halallaşan öz yurdunu göçürür,
Çok yuvalar ıssız kalır bu sene.

Kıran geldi Erdemli’nin içine
Ölet oldu, sehillerden geçene
Devlet oldu, birbirini seçene,
Aşirete kıran geldi bu sene.

Karacaoğlan kendi kendin şaşırır,
Akar gözü yaşı, derya coşturur.
Medet, tecir gelmiş canlar deşirir,
Veresiye komaz peşin alır bu sene.
Karakız elinden cümbüş atar, alır eline sazı, Karacaoğlan ın yolundan gitmeye başlar. Topal Şıh, Topak Mustafa,Koca Hüseyin, Mehmet Emin gibi yöre halk sanatçıları ile birlikte Karacaoğlanı iki-üç asır sonra tekrar ayağa kaldırırlar. Yeni Karacaoğlan ın adı Küçük Karacaoğlan olur, ya da Silifke li Karacaoğlan.
Gün olur, kilise, gün olur bir cem de , gün olur bir düğünde türküler onun dilinde anlam bulur.
İskele (taşucu) , Toros dağlarının başları onun mekanı olur. Uzun Hava, Ağıt olur, zaman gelir zeybek olur. Tek Zeybek, Kıbrıs, Portakal Zeybeği, Çaya Vardım .
Bir yaz günü Belen , ya da Karakız, dağların verdiği adı ile Küçük Karacaoğlan Mara- Çatak arasında bir yer de hak ka yürür. Mezarını oraya koyarlar. Onun bayrağını alan Topal Şıh, Topak Mustafa, Kemeneci Koca Hüseyin, sonra Musa Yıldız, Fosforlu Hüseyin, Gırnatacı Bayram, Cümbüşcü Mehmet Emin günümüze taşırlar.
Taşeli yöresinin türküleri onun dilinde. Rum kızı olmuş, Türkmen, Abdal oğlu, Tahtacı Oğlu fark etmez. Günümüze gelmiş. Avşarlar alıp, götürmüşler Anadolu Bozkır ına , kemanında sazında, ortak payda var. Girit, Kıbrıs, Toroslar ve Bolkar Dağları.

Kaynak :

  1. Özcan Seyhan, ( 1929- 2010 ) Müzik Adamı, halk Bilimci, Silifke .
  2. Musa Yıldız, Sarı Aydın Köyünde , 1926 – doğumlu. ( düğünlerde keman çalıp türkü söylemiş, orta
    oyunları, Arap oyunları oynamış.)
  3. Hüseyin Say.( Fosforlu Hüseyin ) ( 1922 – 1976) Kemancı, Dünya korkunç Ses Sanatçısı ) Silifke.

Celal Necati Üçyıldız kimdir : Emekli fabrika işçisidir. Tük Tahtacı Alevi federasyonunun kurucularından ve yöneticilerindendir. Halk Bilim araştırıcısıdır. Halk bilim alanında bir çok kitabın yazarıdır.
Celal Necati ÜÇYILDIZ
Halk Bilimi Araştırmacısı
(Araştırmacı- Yazar )
celalucyildiz@gmail.com
05426340492
SİLİFKE- MERSİN

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir