“ANLATILAN SENİN HİKÂYENDİR…”
Uğur Pişmanlık
Muriel Rukeyser, “Evren öykülerden meydana gelir, atomlardan değil” der. İnsanlık tarihi, dünyanın başlangıcından bu yana, insanın en büyük hikâyesidir. İnsanoğlu, milyonlarca yıl süren yaşam serüveninde kendi hikâyesine pek çok şey kattı. Ayakları üzerinde ilk doğrulduğundan, ilk alet yapmaya başladığı zamandan başlayarak yaşama iradesini koyup doğaya egemen olma çabasıyla bir var olma mücadelesi veriyordu. İşte ilk insan kendi serüveninin hikâyesini de mağara duvarlarına resimleyerek işe koyuldu.
Bu insanlığın ilk hikâyesidir. O mağara duvarlarındaki çizimler ve şekiller birer resimli hikâye kitabıdır. Başlangıçta ilkel ama saf olarak başlayan bu serüven, insanın geçirdiği evrimler ve gerçekleştirdiği devrimlerle daha gelişkin ama karmaşık toplum biçimlerine dönüştü.
İnsanın doğayla olan eşitsizliği ve onunla yaşadığı çelişkiler, insanın insanla eşitsizliği ve çelişkisine dönüştü. Bu süreçte de insan başka bir savaşın içine girdi ve yarattığı devrimlerle kendi hikâyesini de yazmayı sürdürdü.
Tarih, insanın hikâyesidir. Ve ne yazık ki bu hikâye acılarla doludur. Milyonlarca yıl sonra bugün, yani 21. yüzyılda insan kendi hikâyesini yazmayı sürdürüyor. İlk mağara resimlerinden başlayarak tarih boyunca ortaya çıkan edebiyattan, müziğe, tiyatrodan, resme, heykele ve sinemaya kadar tüm sanat dallarının eserleri bir anlamda insanlığın hikâyesini anlatır.
Edebiyat ve sanat güçlü birer anlatım dilidir. Sadece dünü değil, bugünü ve geleceği de anlatır ve sorgular. Sanatın felsefesi bu anlatımı ve sorgulamayı zorunlu kılar. Sanat ve edebiyat yapıtlarında anlatılan insanın hikâyesidir ama kitlelerin bu hikâyeleri okuyabilecek ve anlayabilecek bilinç düzeyinde olması gerekir. Toplumsal yaşamda, ancak gelişkin kültürel ve sanatsal gelişmeler, felsefenin gündelik yaşamda karşılık bulması, insanlarda gelişkin bir tarih bilinci ve ilerici bir siyasal irade olursa insan kendini bir aydınlık geleceğe taşıyabilir.
İnsan, kendi hikâyesini yazabilir. İnsan ilk kez ayakları üzerine doğrularak, ellerini ve aklını kullanarak yazmaya başladığı hikâyesinde, özgürleşme ve insanlaşma çabasına Spartaküs ayaklanması ile 1789 Fransız Devrimi ve 1871 Paris Komünü ile ve 1917’de Rusya’da Ekim Devrimi ile irade ortaya koyarak gösterdi.
O zaman, insan bundan sonra kendi serüveni oluşturabilir ve hikâyesini ütopyasına uygun olarak yazabilir ve yazmalıdır da.
Kendi hikâyenizi yazmak ve insanlık için önemli bir hikâyenin parçası olmak istemez misiniz?
Kültür, sanat ve bilimin tüm alanlarının sadece ve sadece insanın kendi ütopyasını gerçek kılmak ve kendi hikâyesini yazmasına hizmet ettiği sürece anlamı ve değeri vardır. Yüz yıllardan bu yana, mağara duvarlarından, Delaruxun “Özgürlük” adlı tablosuna, Victor Hugo’nun “Sefiller”inden, Dostoyevski, Tolstoy, Gorki, Hemingway, Leonardo, Michelle Angelo, Mozart, Vivaldi, Çaykovski, Gogol, Picasso, Zola, Van Gog gibi çeşitli alanlardan on binlere sanatçı insanlığın hikâyesini yazdı.
Bu yapıtlarda insanın gücünü, çaresizliğini, coşkusunu, güçlü inançları, umudu, dağılmaları toplanmalarını, kiminde trajik, kiminde trajikomik olarak görmek mümkün.
İnsanlığın içinde yaşadığımız çağdaki durumu çok kaotik ve dramatik gibi görünse de gelecek güzel günlere dair inancı, umudu, kararlılığı ve eşit, özgür, aydınlık bir gelecek için mücadelesi sürüyor. Hikâyeyi yazacak ve tamamlayacak olanlar da işte bu değerleri ve umudu taşıyanlar olacaktır.
Uğur Pişmanlık kimdir: Deneme yazarı, gazeteci, fotoğraf sanatçısı, dergi ve yönetmeni, senaryo yazarı. 1961, Tarsus / İçel doğumlu. Öğrenimini yarım bıraktı. Hayatının bir bölümünü işçilik yaparak sürdürdü. 12 Eylül (1980) döneminde bir süre tutuklu kaldı.
Aratos felsefe dergisinin yayıncısı. Tarsusta , bir üniversiteyi aratmayacak kadar gelişkin bir eğitim okulunun kurucusu. Türkiyenin pek çok kentinde felsefe okullarının kurulmasına öncülük yapmaktadır. Başlıca kitapları alfabetik sırayla; Antik Çağ’da Tarsuslu Filozoflar, Boyun Eğmeyen İnsan, Gezginlerin Gözüyle Tarsus, Tarsus İşçi Sınıfı Tarihi olarak sayılabilir.
