Yazarlar-Konular

KARATEPE

ÇUKUROVA’DA DAĞLAR İÇİNDE SAKLI BİR KALE KENTİN

HÂLÂ ÇÖZÜM BEKEYEN GİZİNLERİ

Ahmet Ünal

( Önce ki sayıdan devam )

Yukarıda kısaca belirttiğim gibi büyük bir talih eseri olarak, şimdi Karatepe kralı Azatiwata’nın “beyi” Que veya Azatiwataya kralı Warikas/Uriki ile ilgili olarak bizzat Çukurova’da birinci elden otantik eserler, arkeolojik buluntular ve Hiyeroglif ve Fenikece yazıtlardan elde edilen çok değerli bilgiler mevcuttur ve bunların ne olduğuna bakalım. Karataş yakınlarındaki Çineköy’de (Çeniköy) bulunan ve bir çift boğanın çektiği arabası üzerinde ayakta duran Fırtına Tanrısı’nı temsil eden bir Geç Hitit kabartması üzerinde yer alan Fenikece ve Anadolu Hiyeroglifli olmak üzere iki dilli bir kitabede, Mopsos soyundan Warikas veya Fenikece şekliyle Uriki (WRK) olduğunu söyleyen bu kral, kendisini Hiyawa kenti kralı ve Fırtına Tanrısı’nın hizmetkârı olarak tanıtmakta ve ülkesinin Sura (Assur) ile “bir ev” olduğunu, yani birleştiğini yazmaktadır. Metin yapı bakımandan Karatepe yazıtıyla büyük benzerlik göstermektedir. Metnin politik, edebî ve ideolojik analizine göre bu kral basamak basamak bir politika izlemiştir. Önce Fırtına Tanrısı’nın ve atalar tanrılarının yardım ve inayeti sayesinde Hiyawa Ülkesi ve ovasının sınırlarını genişlettiğini, ülkesindeki atlı süvarilerden ve piyadelerden oluşan ordularının sayısını arttırdığını yazar. İçerde güçlü olması onu kıskanan ve ona imrenenlerin sayısını arttırmış olacak ki, şimdi Assur kralının himayesine girmeye, yani “tek bir ev olma”ya zorlamıştır. Metinde devamla, beyin doğuda 8, batıda ise 7 adet kale yaptırdığı ve oralarda bereket ve refahın arttığı belirtilmektedir.

Kitabenin muhafaza edilebilen tam çevirisi şöyledir :

“[Ben] […]’in oğlu, [Muka]sas’ın soyundan, Hiyawa [kenti] hükümdarı, Tarhunza’nın [hizmetçisi, Güneş (Tanrısı’nın) adamı Wari[kas’ım. Ben] Warikas [Hiyawa’yı] genişlettim ve Tarhunza ve atalar tanrılarının yardımıyla [Hi]yawa Ovası’nı [verimli yaptım]. At üstüne at, ordu üzerine or[du] yetiştirdim. O zamanlar Assur kralı ve tüm Assur evi benim için bir ba[ba ve anne] oldu. Hiyawa ve Assur bir tek ev haline geldi. Aynı zamanda [güçlü] bir kale yaptırdım, doğuya doğru 8, batıya doğru (ise) 7 kale [yaptırdım]. Buraları, Irmak Ülkesi sarayı için (birer) savunma tesisler?? oldu. Ben kendi şahsım için ülkede […. bütün] iyi şeyler [yaptım ….].

“Irmak Ülkesi”deki adı verilmeyen sarayla acaba ne kasdediliyordu, burası Karatepe olabilir mi, şimdiye dek hiç tartışmaya açılmamıştır. Eğer burası gerçekten Karatepe ise, o zaman burasını kuran Azatiwata değil, Warikas olacaktır. En azından kentin temellerini o atmış olabilir!

Warikas’ın burada kendisine Hiyawa Ülkesi kralı demesi çok ilginçtir ve öteden beri Grek Akalarla eşitlene gelen Ahhiyawa ile yaptığı çağrışım yüzünden kıyametleri koparmıştır. Buna karşın Fenikece nüsha Danuna (DNNYM) yazmaktadır. Şimdi artı Warikas’ın Que kralı olduğunu yeterince bildiğimize göre, acaba Hiyawa Assur belgelerinde Que olarak geçen bölge isminin Hiyeroglif Luvice karşılığı olabilir mi? Doğu Kilikya, yani Que’ye tekâbül eden Yeni Babilce Hume en azından Q/H değişmesinin mümkün olduğunu göstermektedir! İşlerine geldiğinde fonetik kuralları alabildiğince zorlayan dilbilimcilerin ve gözleri Panhellenik sevdayla kamaşan araştırmacıların konuya bir de böyle bakmalarında yarar vardır!

Kuşkusuz Azatiwata’nın Karatepe’de ele geçen iki dilli yazıtı antik Kilikya tarihi için paha biçilmez birinci elden bir kaynaktır. Ama biz araştırmacıların onun anlattıklarının ne derece doğru olduğu kuşkusunu sürekli taşımamız lâzımdır ve yukarıda zaten bazı kuşkularımızı ifade de ettik. Yazıtta propagandistik amaçlı bazı şeyler kokmaktadır. En başta yabancı kökenli bir derebeyinin ne yazısını, ne dilini, ne de dinini ve ne de örf ve adetlerini tanıdığı yerli halka yaranabilmek için bir takım şeylerin saptırıldığında hiç kuşku yoktur. Derebeyi, ülkede emniyeti sağladığını, eskiden eşkiyaların ve ırz düşmanlarının kol gezdiğini iddia ettiği topaklarda şimdi artık kadınların ellerinde kirmanlarıyla ortalıklarda dolaşabildiklerini, onun idaresi altında bolluk, bereket, iyi yaşam ve barışın hüküm sürdüğünü, karanlık gecelerin bile olmadığını böbürlenerek anlatmaktadır. Bu öğünmelerin pek çoğu, Eski Doğu tarih yazıcılığı geleneğinin klişelerindendir ve tıpkı “nashatnameler” gibi sadece sözde kalır. Kısıcası, bu bilgiler, Geç Hitit merkezlerinde yürütülen kazılarda ele geçen yazılı kaynaklar ve diğer arkeolojik buluntularla birlikte incelendiğinde çok daha değer kazanır. Bunlar arasında Kargamis, Halep, Tell Asmar, Arslan Taş, Domuztepe, Zincirli-Sam’al, Maraş (Marqasi-Gurgum), Samsat (Kumuh), Adana, Şam, Sakçagözü, Arslantepe, Karahöyük-Elbistan, Tell Ta’yinat, son zamanlarda bulunan Hiyeroglif yazıtlar ve kabartmalar veren Arsuz ve Amik Ovasındaki diğer yerleşimler, ‘Ain Dara (Unqi), Hama (Hamath), Tarsus, Zeyve Höyük (Atuna), Göllüdağ, Tepebağları (Tuwana), Kululu, Sultanhan (Tabal) ve Urfa Ovasında son dönemde keşfedilen yeni merkezler vardır.

Karatepe kralı Azatiwata’nın, babası veya hamisi Awariku’nun ölümünden sonra Karatepe’de “Muksa Evi” hanedanını kurduğunu yazması, bizi bir başka soruna, Muksas ve Mopsos epozoduna götürür. Karatepe ve Çineköy yazıtlarında sözü edilen Muksas/MPS’nin Grek efsanelerinden bilinen Mopsos ile kesinlikle bir ilişkisi yoktur. Burada olsa olsa, Grekler’in Kilikya dünyasıyla tanıştıktan sonra Muksas gibi yerli Kilikyalı şahsiyetleri kendi Grek mitolojik dünyaları içine sokmuş olmaları söz konusu olabilir. Azatiwata’nın kendisini Mopsos’un soyundan saymasına gelince, bu tarih bilincinden kaynaklanıyor olmalıdır. Keza Mopsos veya buna benzer bir isimle anılan yerli Anadolu’lu bir kral, M.Ö. 1200’lerde Hitit devleti yıkıldıktan sonra Anadolu’nun güneyinde, yani eski Kizzuwatna’da hükmetmiş olmalıydı. Azatiwata’nın soyunu bağladığı kişi efsanevi kimliğe bürünen bu kimse olmalıdır. Onun bu şekilde bağımsızlığını ilan etmesi ve Orta Ceyhan üzerinde Karatepe kentini (Azatiwataya) kurup kabartma ve ortostatlarla süslemesi ve Adana Ovası’nı mamur hale getirmesi, ancak ve ancak Assur kralı II.Sargon’un M.Ö.705’te ölmesi ve Assur hakimiyetinin zayıflamasından sonra mümkün olmuştur.

Grek efsanelerine göre en azından 6 adet Mopsos vardır; bunlardan birisi Seferihisar yakınlarındaki Klaroslu’dur ve kendisi gibi ecdadı da falcıdır ve Kolophon’un kurucusudur. Bunun dışında Rodoslu veya Lydialı olan Mopsoslar da vardır. Efsaneye göre Mopsos’un kurduğu ileri sürülen kentler arasında Pamphilya’da Phaselis, Aspendos, Kilikya’da ise Mopsuhestia (Misis, Yakapınar), Mopsokrene, Mallus ve Magarsus (Karataş) vardır. Bu efsaneden hareketle hemen Hitit metinleri bir süzgeçten geçirilerek Mopsos’a benzeyen şahıs isimleri arandı; ve gerçekten de Muksus diye bir şahıs M.Ö.15.yüzyıla tarihlenen Madduwatta Metni’nde bulundu. Bu şahsın tabiatıyla Mopsosla asla ve asla ilişkisi yoktur; ayrıca metin o kadar kırıktır ki, Muksus’un hangi muhtevada geçtiği, neler yaptığı bile bilinmemektedir. Buna rağmen araştırmalar, yalan yanlış ve uydurma hikayelerle doludur.

Son olarak çok önemli tarihî bir belge niteliği taşıyan Karatepe yazıtlarının Fenike ve Luvice nüshaları dikkate alınarak yapılan komzit çevirisini vereceğim:

“Ben Fırtına Tanrısı’nın (Tarhunza, Ba’al) takdis ettiği (abarakku), onun hizmetçisi, Danunalar kralı Awarikku’nun güçlendirdiği/desteklediği Azatiwata’yım. Fırtına Tanrısı beni Danunalar’a baba ve anne yaptı. Danunalılar’a yaşam verdim, Adana Ovası topraklarını güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar genişlettim. Benim günlerimde Danunalılar iyi olan her şeye hep bol miktarda sahip oldular. Ve ben Pahara kentinin depolarını doldurdum, Fırtına Tanrısı sayesinde atların, kalkanların ve orduların sayısını arttırdım. Geçimsizlere (?) haddini bildirdim ve ülkede mevcut olan kötülükleri söküp attım. Efendimin evini iyilik içerisinde inşa ettim; efendimin aile ahvadi için iyi olan tüm şeyleri yaptım. Onların, atalarının tahtında oturmalarını sağladım. Tüm krallarla barış tesis ettim. Adaletim, hikmet sahibi olmam ve iyilik severliğim sayesinde her kral beni kendi babası yerine koydu. Muksa (MPŠ) evine hizmet etmeyen kötü insanların ve çapulcuların bulunduğu tüm sınır toprakları üzerinde güçlü duvarlar yaptım ve ben Azatiwata onları ayaklarımın altına aldım. Danunalılar gönül rahatlığıyla yaşayabilsinler diye, oralarda kaleler yaptım. Güneşin battığı yerlerde benden önceki kralların alamadıkları güçlü kaleleri (toprakları) fethettim. Onlara darbeler indirdim. Onları (kalelerinden) aşağı indirdirek topraklarımın doğu taraflarına yerleştirdim; Danulalılar’ı (da) oralara (boşalan yerlere) yerleştirdim. Saltanatım sırasında Fırtına Tanrısı sayesinde Danuna topraklarını batıda ve doğuda, daha önceleri insanların gitmekten korktukları, yollarından geçmeye çekindikleri yerlerde bile genişlettim; böylece benim günlerimde kadınlar bile ellerinde kirmanlarıyla oralarda gezebilirler. Benim günlerimde bolluk ve bereket ve iyi yaşam, barış içinde yerleşmiş bir Danuna ve Adana Ovası vardı. Ben bu müstahkem kenti kurdum ve ona Azatiwataya adını verdim. Fırtına Tanrısı ve Geyik üzerindeki tanrı, bana bu kenti kurmakla görevlendirdiler. Fırtına Tanrısı ve Geyik Tanrısı’nın lütfuyla onu bolluk ve bereketlilik içinde, yaşamı iyi ve huzur içinde tatsın diye kurdum. O, Adana Ovası ve Muksa’nın evini korusun. Benim günlerimde Adana Ovası’nda bolluk ve bereket vardı. Benim günlerimde Danunalılar için hiç karanlık (gece) yoktu. Bu müstahkem kenti ben kurdum ve onun içinde Fırtına Tanrısı’nı yerleştirdim. Her Irmak Ülkesi, senede bir sığır, bir koyun ve bağ bozumunda bir koyun kesmek suretiyle onu onurlandırsın. Onlar Azatiwata’yı sağlık ve yaşam ile kutsasınlar ve onu diğer kralların üzerine hakim kılsınlar. Mukaddes Fırtına Tanrısı ve bu kalenin tanrıları ona, Azatiwata’ya uzun günler, çok yıllar, bolluk ve krallara karşı zafer bahşetsinler. Bu kale bir Tahıl ve Şarap Tanrısı olsun ve onun içinde oturan ahali koyun, sığır, Tahıl Tanrısı ve Şarap Tanrısı sahibi olsunlar. Onlar çok sayıda gebe kalsınlar, büyüsünler, Fırtına Tanrısı ve tanrılar tarafından Azatiwata ve Muksa evinin hizmetine verilsinler. Eğer krallardan biri veya erkekçe adı olan bir prens ‘Azatiwata’nın adını bu kapıdan sileceğim ve kendi adımı kazıtacağım’ derse veya bu kaleyi ele geçirmeye heveslenir ve Azatiwata’nın yaptırdığı kapıları tahrip ederse ve kapılara ben sahip olacağım, ben kendi hesabıma kendi adımı kazıtacağım derse veya hırsından ve kötülüğünden onları söküp atarsa, Göğün Fırtına Tanrısı, Göğün Güneş Tanrısı, Hikmet Tanrısı (Ea) ve tüm diğer tanrılar o krallığı, o kralın kendisini ve o adamı (yeryüzünden) silip süpürsünler. Bundan böyle Azatiwata’nın adı, Ay ve Güneşin adları nasıl duruyorlarsa, (öylece) ebediyyen dursun!”

Prof. Dr. Ahmet Ünal kimdir? 1943 yılında Uşak’ta doğdu. Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanlığı yaptı. Münih Üniversitesi Eski Anadolu Dilleri, Kültürleri, Tarihi ve Hititoloji Bölümü eski Başkanıdır.  Hitit Uygarlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü olarak görev yaptı.  Ahmet Ünal, uzun yıllar Ankara, Konya, Münih, Bern, Antalya ve Chicago Üniversitelerinde öğretim üyeliği yapmıştır.

Türkiye’de çok sayıda kazılara katılmıştır. Çeşitli dillerde Eski Anadolu tarihi, kültürleri, arkeolojisi, dilleri ve Hititlerle ilgili çok sayıda kitap, makale ve sözlükleri vardır.

Hititlerden günümüze kadar Anadolunun nerdeyse tüm kültürel ve tarihi üzerine  en bilimsel  kitaplar yazmıştır. 

Özgün ve özgür bir bilim insanıdır. Söyleyeceğini doğrudan söyleyen bir bilimcidir. Anlattıklarını anlamak kolaydır.

Şu anda Osmaniye de kurulu Anadolu Halk Bilim Kültür Akademisi yönetim kurulu üyesidir. Yerelde n evrensele dergisinde yazılar yazmaktadır.

2 thoughts on “KARATEPE”

  • Doğu Çukurova’da ki Hitit kültürü ve anlayışı ancak Ahmet Ünal gibi önemli bir hocamız tarafından anlatılabilirdi. Bu kısa denecek yazıda Ahmet Ünal hocamız bize çok şeyler öğretiyor.

    Yanıtla
  • Muzaffer Yüksel

    Hocam sağlık diliyorum. İyi ki varsınız..
    Öğrenciniz olmaktan gurur duyuyorum

    Yanıtla

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir