Kuraklık Akdeniz coğrafyasının kaderi, makiler ise bu zorlu yaşamın binlerce yıllık tanığı…
Yusuf Yavuz
Antalya’daki Akdeniz Üniversitesi Yerleşkesi’nin bir bölümü, kentin merkezinde kalmış bir doğal maki laboratuvarı gibi. 1980’li yıllarda açılan üniversite için geçmişte çok geniş bir arazi ayrılmış, zamanla bu arazinin önemli bölümü dolmuş. Ancak yerleşkenin güneyinde hala epeyce bir makilik alan korunarak kalmış.
İnsan baskısından kısmen uzak kaldığı için , Üniversite Yerleşkesi’ndeki maki toplulukları, bölge coğrafyasının geçmişine ilişkin bilgi verirken aynı zamanda gelecek için de yapılması gerekenlere işaret ediyor.
Maki toplulukları genel olarak Akdeniz ikliminin bitki örtüsü olarak bilinse de aslında barındırdığı biyoçeşitlilik ve kuraklığa dayanıklı bir topluluk olması nedeniyle içinden geçtiğimiz ve gelmekte olan döneme ilişkin birçok ipuçlarını da barındırıyor. Antalya kırsalına, hatta kent merkezinin kıyısında bulunan yerleşimlere gittiğinizde binlerce yıldır sarnıç kültürünün olduğunu görürsünüz.
Bugün hala yerel yönetimler yağmur hasadı konusunda yeterince çözüm üretememişken, bu coğrafyada binlerce yıldır yağmur hasadı yapılarak kuraklığa karşı çözümler üretilmiş. Üstelik mimari açıdan da estetik ve işlevsel yapılar üretilerek, günümüze binlerce sarnıç kültürel miras olarak emanet edilmiş.
Sarnıçlar insan eliyle kuraklığa ve susuzluğa karşı üretilen kalıcı çözümler olarak binlerce yıl kullanıldıktan sonra tarihte yerini almış. Makiler de tıpkı sarnıçlar gibi bu coğrafyaya adapte olmuş, su isteğini azaltmış, kimi zaman havadaki nemden kimi zaman topraktan beslenmiş, kimi zamanda kendi kendine yeterek varlığını sürdürmüş. Kısacası makiler bu coğrafyada hepimizden çok daha eski. Coğrafyanın asıl ‘yerlisi’ onlar. Oysa insanoğlu sonradan gelip ‘yabani’ ve ‘çalı’ diyerek makilerin yaşam alanlarına yerleşip beton bloklar kondurarak kendince yerlilik taslıyor.
Kanunlarımıza göre makileri orman vasfında görmüyoruz. Makilik-fundalık-taşlık arazi diyerek çalı çırpı muamelesine yasal olarak da devam etmişiz. Bir çok Akdeniz ülkesi artık makilerini koruyor.  Daha yakından bakıldığında geçmişin üretim ilişkileri ile de doğrudan bağlantılı olan makiler, keçi yetiştiriciliğinden gıda üretiminde, kimyadan eczacılığa birçok alanda insanlığa hizmet vermiş. Bugün Prof. Dr. Ünal Akkemik hoca başta olmak üzere birçok Botanikçi makilerin ‘sert yapraklı orman’ topluluğu olduğu konusunda hemfikir. Yani aslında makiler kendi topluluğu içerisinde bir orman statüsüne kavuşması gereken türler.
Biz de bundan sonrası için sert yapraklı ormanlar için daha çok kafa yormak zorundayız. Biyoçeşitlilik açısından saf bir kızılçam ormanından daha büyük bir zenginlik taşıyan bu Akdenizli bitki topluluğunun gelecekte kuraklık ve susuzluğa karşı büyük ekosistem hizmetleri sunabileceğini söyleyebiliriz. Aynı şekilde gıda ve farklı kullanımlar açısından da yeni açılımlar yapılabilir. Geçmişte zorunlu olarak tüketilen birçok ürünün bu sert yapraklı ormanlardan elde edildiğini hatırlamak ve bunu günümüz şartlarına uygun hale getirmek mümkün.
Bugün İtalya’da sert yapraklı orman topluluğu üyesi olan bazı meşe türlerinin meyvelerinden ekmek yapılıyor ve normal ekmeğe göre daha lüks ve pahalı bir ürün olarak alıcı buluyor. Anadolunun özellikle güney coğrafyasında menengiçten kermes meşesine, mersinden  sandal ağacına, birçok türün farklı kullanımları biliniyor. Yine sert yapraklı ağaç toplulukları içerisinde yaşam bulan kekikten pürene, tespih ağacından keçiboğana onlarca tür tıbbi ve aromatik kullanımların yanında arıcılık için de yaşamsal önemde olmuş.
Binlerce yıllık inanç ve kültürlerin içinde harmanlanan bu biyolojik zenginlik, günümüzde ne yazık ki görmezden geliniyor, hatta görüldüğü yerde ilk yok edilecekler listesinde yer alıyor. Oysa tıpkı geçmişte olduğu gibi gelecekte de kurak ve zor zamanlar için insanların ve aynı coğrafyayı paylaştığımız tüm canlıların varlığı için sert yapraklı ormanlar çok önemli.
Bir başka deyişle bu bitkiler toprağın ve coğrafyanın hafızası. Bize geçmişten çok önemli bilgiler aktarırken, aynı zamanda gelecek için de ip uçları veriyor. Antalya Türkiye’nin orman varlığı bakımından en zengin ili olmasının yanında aynı zamanda “orman sayılmayan” ‘sert yapraklı ormanlar’ açısından da hala çok zengin bir coğrafyaya sahip.
Kent içinde, Akdeniz Üniversitesi Yerleşkesi’nde sıkışıp kalan bu sert yapraklı orman, tıpkı bir botanik park ya da arboterum gibi korunarak bilimsel çalışmalarda kullanılmalı. Brezilya’dan, Çin’den, Malezya’dan yoğun su tüketen peyzaj bitkileri getirip kentleri güzelleştireceğiz derken, sizden su ve ekstra maliyet istemeyen o kadar çok kurakçıl bitki var ki bu ormanda… Yabani yaseminden pürene, allı morlu çiçekleri ile adaçayı türlerine Akdeniz kentlerini tıpkı Akdeniz’in dağları, yamaçları gibi güzelleştirecek onlarca türe sahibiz. Sadece peyzaj değil, aynı zamanda gıdadan eczacılığa, kozmetikten ahşap ürünlerine kadar birçok alanda hizmet üretebilecek büyük bir hazine bu ormanda yatıyor.
Meksika’dan Çin’e, İsrail’den Suudi Arabistan’a dünyanın birçok ülkesi geleceğe kendi coğrafyasının gerçeğiyle hazırlanıyor. Bu konuda epeyce yol almış olan ve dünyanın botaniğine yön veren ülkeleri saymıyorum bile. Bu toprakların insanı kendi coğrafyasının gerçekliğine sırtını döndüğünde, o dönem yaşadığın ülkenin adı ne olursa olsun hep yıkıldı. Bir ülkeyi sadece savaşlar değil yaşadığı coğrafyanın dilini unutması da yıkar. Ama ne zaman kendi toprağına dört elle sarıldı, ağacının, suyunun, otunun dilini çözdü; o zaman buğday ile koyun gerisi oyundu. Hititler’den günümüze kadar bu dili yaratan, besleyen ve geliştiren Anadolu insanı bugün büyük bir özenti ile kendi coğrafyasına yabancılaşma pahasına toprağına sırtını dönüyor.
Akdeniz Üniversitesi Yerleşkesi’nde kıyısından geçip giderken kulak verdiğim sert yapraklı orman, toprağın, suyun ve iklimin geçmişinden geleceğe sesleniyor: Bize kulak verin. Bahçe de biziz bahçıvan da. Arı biziz bal da. Yar da biziz, Yaren de. Yer de biziz yerli de. Anlatacaklarımız da, yaşatacaklarımız da henüz bitmedi; geçmiş de biziz, gelecek de…

Kermes meşesi ( kesme )

Menengiç ( çitimik )

Sumak ( bir maki bitkisi )
(Yusuf Yavuz)
