AŞK VE ENERJİ
Yusuf Yavuz
Oysa bu sonsuz enerjiyi her nefeste derin derin içine çekebilmekti en güzeli…
Aşk, bütün evreni kuşatan ve yaşamın çarkını çeviren enerjinin adıdır…
Gökten yere, yerden göğe, insandan insana, topraktan suya, kökten yaprağa, daldan kuşa aktarılıp duran bir enerji…
Kimi zaman tanrılar yaratıp, kimi zaman da tanrıları yok eden bir enerji.
Milyarlarca yıldır yaşamın döngüsü bu enerjiyle sağlandı. Ancak bu çarkın doğal bir parçası olan insan, son yüzyılda bu büyük akışın kaynağını kendi elleriyle parçalayıp un ufak etti. Yaşamın enerjisi, bütün zamanların en ağır tahribatını ise son 20 yıldır yaşıyor.
Aşk, bütün evreni kuşatan yaşam enerjinden beslenir. Bu yüzden toprağa basan, ya da bir ağacı kucaklayan, bir cana dokunan insan yaşamın en köklü enerjisiyle şarj olur.
Yaşam aşkıyla dolu rengârenk bir kilim olan yeryüzü insan eliyle paramparça edilip ayaklarımızın altından kayıp gittikçe bizi şarj eden enerjiyi de yitiriyoruz.
Masal gibi bir coğrafyanın renkleri soldukça, vadiler yağmalanıp göller çekildikçe, gök renkli ırmaklar çimentoyla doldurulup zümrüt ormanlar paletlerle çiğnendikçe coğrafyanın içimize işleyen sureti de ölüyor.
Çünkü insan yaşadığı coğrafyaya benzer. Çoraklığın ve hoyratlığın kol kola verdiği coğrafyada hiç bir gönül yeşerip hiç bir kalp filizlenmez.
Çünkü coğrafya insanın aynasıdır. Baktığı coğrafyada kendi suretini göremeyen insan, tanrısını yitirmiş bir meczup gibidir.
Aşk, yitip giden bir coğrafyanın kırık dökük suretinde kalan silikleşmiş izlere dönüştükçe; cam, çelik ve betondan mürekkep bir dünyada ona yüklenen anlam daha da abartılır. Yaşamın içinde kendiliğinden insanın içine dolup dolup boşalan doğal bir akışın ansızın kesilmesinin yarattığı şok gibidir bu. İçinde yitirdiğin anlamı, dışında bir yerlerde arayıp durmanın kısır döngüsü. Varoluşunun doğasında var olanı kendi ellerinle söküp attıkça yerinde oluşan boşluğu yapaylarıyla doldurma çabası. Nafile bir çaba yani…
Anemonların üzeri beton harcıyla örtülüp, pürenlerin narin gövdeleri çelik paletlerle ezildikçe, sular rengini yitirdikçe; ibibikler ve ardıç kuşları ağaçlarını birer birer kaybettikçe coğrafyanın enerjisi biraz daha eksiliyor. Aşk biraz daha ölüyor yani. Ölüm uykusu biraz daha sarıyor canı ve teni.
Aşk, bütün evreni kuşatan ve yaşamın çarkını çeviren en güçlü enerjidir. Yaşamın çarkı kırıldıkça içimizin ışığı biraz daha sönüyor. Bu yüzden yitirilen milyonlarca yıllık derin bir anlam, gayya kuyularından bulup çıkarılmaya çalışılıyor.
Oysa bu sonsuz enerjiyi her nefeste derin derin içine çekebilmekti en güzeli.
Aşk, yaşamın ışığının adıydı. Işığı tanrılardan çalıp yaşamına yoldaş eden insan, ışığı çalındıkça nefessiz kalan bir coğrafyanın ölgün ruhlarına dönüştü şimdi…
(Yusuf Yavuz)


Sadece bir çiçek ama aşk gibi
