Yazarlar-Konular

OCAĞINA, “ŞİVAN” ( * )DÜŞENLERİN DİLİDİR “KÜRTÇE”

Halil Yılmaz Hıtmiye
Suruçlu Kürt bir Anne, 21 Temmuz 2015 tarihli SURUÇ katliamı üzerine şöyle
ağıt yakıyor – Şivan eyliyor:
“KEŞKE O BOMBA BİZİM BURALARDA PATLASAYDI. BİZ KÜRTLER ALIŞIĞIZ
AMA BATIDAN GELEN O ÇOCUKLAR MİSAFİRİMİZDİ. KEŞKE BİZ ÖLSEYDİK. ŞİMDİ
NE DİYECEĞİZ ANNELERİNE?”
Katliamı ciğerinde, iliklerinde duyumsayan Suruçlu annenin bu sözleri,
sözcüklerin anlamsal yetersizliğini, insanın kanını donduran bu vahşetin ancak
yaşanarak anlaşılabileceğini anlatan yüksek nitelikli sözlerdir.
Düşmanı ve haini çok bu belalı, bu hırçın coğrafyanın et ve kemik olmuş, en
kadim iki kardeş Kürt ve Türk Halklarının ortak duyuş ve düşünüşlerinin… Kollektif
yazgılarının anlatımının özetidir bu haykırış. Bu nedenle KÜRTÇE ahların, acıların ve
ocağına ŞİVAN düşenlerin dilidir.
Dil denilen şu büyülü sistem olmasaydı; insanlar sürüler halinde yaşarlardı.
Tıpkı gökyüzünde uçan kuşlar, yerdeki karıncalar, denizlerdeki balıklar gibi.
Dil, sadece insanlara özgü umutlar, sevinçler ve acılar gibi bütün üstün niteliklerin,
yine Kendi türünden başkalarına aktarabilmesinin olanaklarını verir.
Doğan bir bebeğin insanlaşmasının ilk adımı; annesinden, ailesinden ve
çevresinden öğrendiği “Anadilidir.”
Biz, dil ile insanlaşırız. Çünkü dil insanların ve ulusların aklının aracı ve
aynasıdır. İnsanlar dil ile düşünür. Büyülü düzen dil olmasaydı; düşünce de olmaz ve
Biz, insanlaşamamış olurduk.
Örneğin bir kişiye, bildiği dildeki “Kitap, Orman, Öğretmen, Domates, Bulut,
Yağmur…” gibi somut – görünen; “Umut, Mutluluk, Acı, Özlem, Sevgi, Erdem, İhanet,
yalan…” gibi soyut – görünmeyen sözcükleri söylediğimizde; o kişinin yaşadıklarının
kaydını tuttuğu beyninde ve yüreğinde, bu nesne ve kavramlara ait görüntü ve
tasarımlar oluşur.
Aynı kişiye, aynı sözcükleri; bilmediği bir dilde sorduğumuz zaman; o insanın
beyninde ve yüreğinde hiçbir görüntü ve tasarım oluşmayacaktır.


İnsanı Evrende, diğer canlılardan ayrıcalıklı – üstün kılan aklının aynası
“ANADİLİDİR.” Çünkü insan beyni, kişinin bildiği dildeki nesne ve kavramların
kaydını, çok hızlı bir biçimde söze – konuşmaya dönüştürür.
Başka bir anlatımla insan bildiği dil ile konuşur, yazar hayal eder – insanlaşır.
Doğaya, doğduğu topraklar “Baba Ocağına”, tarihine, toplumuna; büyüdüğü bölgesel
ve ulusal değerlerine… İnsanlığın bütün uygarlık birikimlerine bildiği “ANADİLİ” ile
bağlanır.
İnsanoğlu sevgisini, acısını, kasvetini, umutlarını, tinini saran coşkusunu,
yüreğinin harını, yaşam deneyimlerini, özlem ve tüm maddi ve manevi değerlerini
bildiği dil – Anadili ile anlatır.
Her dil, ait olduğu ulusun tarih sahnesine çıktığı bebeklik – karanllık – mitolojik
çağlarından günümüze kadar; sosyolojik haritasının, tarihsel öyküsünün –
insanlaşma coğrafyasının aynasıdır.
O ulusun töreleri, gelenek ve görenekleri, inançları… İnsana, insanlığa,
topluma; doğaya, doğduğu topraklara onulmaz bir sevda ile bağlılığı aidiyet
duygusunu; anlattığı sözlü ve yazılı edebiyatı, dili ile çağları aşarak günümüze
ulaşır, “ANADİLİ” ile ete ve kemiğe bürünür.
Kürtçe, Mezopotamya’nın en kadim haklarından biri olan KÜRT Halkının dilidir.
Bana, Kürtçeye bir ad bul deseler, hiç düşünmeden; “Ahların, Ağıtların Dilidir”
derim.
Çünkü Kürtçe, bu kadim coğrafyanın ihanete en çok uğrayan Kürt Halkının
tarihinin – dramatik yaşam öyküsü ‘Kültürel Benliğinin’ eylemsel adıdır. Kürt
Halkının sosyolojik ve tarihsel geçmişini – seciyesini incelediğinizde; hem yaşadığı
acımasız, çorak ve sorunlu coğrafyanın hem de kendi içinden çıkan hainlerin
ihanetine uğradığını görürsünüz.
Emperyalizme karşı bizim gibi Çanakkale’ye, Yemen’e, Sarıkamış’a,
Sakarya’ya ve Kocatepe’den İzmir’e… Düşmanı denize dökmeye gidip de
dönmeyenlerin… Acının, ağıdın, ayrılığın, gurbetin, hasretin… İhanete uğramanın ve
iliklere zığıl zığıl işleyen, yürekleri paramparça eden, insanın içine kan doğrayan,
ocaklar söndüren, insan takatını bitiren, tırtırlı bağ bıçağı gibi ciğerleri kıymık
kıymık doğrayan “ŞİVAN” yüklü hoyratların, ağıtların dilidir Kürtçe.
Atatürk’ten sonra – Menderes İktidarıyla (Sivil Darbe) başlayan ülkeyi
yönetenler; bir üst aklın kurgusunun – projesinin piyonu olmuşlar: Kürt Halkı
ötelenmiş, ötekileştirilmiş… Bilinçlice dili, tarihi, kültürü yok sayılmış. Uluslar arası
üst aklın sinsi projesinin parçası olmaya, birlikte kurduğumuz Cumhuriyetten adım
adım uzaklaştırılıp savrulmalarına, başka arayışlara itilmiş… CIA ve MOSSAD
denetimli ihanet şebekeleri gibi karanlık mahfillerin kucağına
düşmelerine ortam hazırlamışlardır.
1071’de Anadolu’yu Romen Diyojen’den, Atatürk’ün önderliğinde Emperyalist
işgalden birlikte kurtardığımız, Türkiye Cumhuriyeti’ni birlikte kurduğumuz Kürt
Kardeşlerimiz; çocuklarına verdikleri KÜRTÇE adlara, kıyameti koparıp onları
ayrılıkçı vatan haini ilan ederken,
İhvan aşkıyla ülkesinden kandırılmış – çağrılmış – kaçmış rejim düşmanı,
potansiyel sorun Suriyelilere, Arapça yazılı tabelalı ve ruhsatsız iş yerleri açtırarak
ayrıcalıklı davranmak, dini siyasallaştırmaktan başka nedir?
Binlerce yıldır bu vahşi coğrafyanın çorak topraklarında yaşamış Kadim bir
Halkın… Bütün Halkların dili gibi KÜRTÇE de ilenmenin, öfkenin, özlemin, kinin,
nefretin, ihanetin, kan ve intikamın… Candan, içten, acı, hasret, gurbet ve ayrılık
kokan türkülerin… Sevginin, barışın… İnsanın iliklerine işleyen ağıtların,
hoyratların… İmparatorların, Şahların ve padişahların yağız, yakışıklı atlarının çıngı
saçan nalları, kan damlayan kılıçlarıyla zulmü egemen kıldıkları topraklarda;
ezilmişlerin, horlanmışların, ihanete uğramışların,
Doğdukları fakat onmadıkları ana kucağına, baba ocağına, yavuklu özlemi gibi
sıcacık topraklara; Kanlı Salacalarıyla “ŞİVAN” düşürenlerin dilinin adıdır KÜRTÇE.
( * ) Şivan : – Kürtçede a – Çoban demektir. b –Şivan : Bir insanın yıkıcı acıya düşmesi ve en büyük Ah ! ve bedduadır, ilenmedir.

Halil Yılmaz Hıtmiye
Suha_6331@hotmail.com
0506 492 99 90
Halil Yılmaz kimdir :
Hatay’ın Altınözü ilçesine bağlı, Büyükburç Köyünde doğmuşur..
1918 den 1938 e kadar Hatay’ın kurtuluşu ve anavatana katılması için çok çabalar sarfetmiş bir ailenin bireyidir. Yoksul bir aileden gelmektedir. Yoksul Anadoluda olduğu gibi okula aralar vererek, terzi çıraklığı, çiftçilik gibi işlerde çalışmıştır.
1980 lere doğru İstanbulda çalışmış ve devrimcilerin düşüncelerinden ve işçilerin eylemlerinden etkilenmiştir.
1978 – 1979 ve 12 Eylül 1980 Askeri faşist darbesine kadar Altınözü’nde, “Genç Emekçiler Birliği” derneği başkanlığını yaptım. “Altınözü Tütün Üreticileri Birliği” ni kuranlardan olmuştur.
1980 de Hatay Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü’nü; 1991’de Eskişehir Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitirdim.
Ülkenin bir çok okulunda Türkçe ve edebiyat öğretmenliği yapmıştır.
Bir çok gazete ve dergilerde yazı ve makaleleri yayınlanmıştır.
1980 askeri faşist darbesinde öğretmenlikten alınarak tutuklanmış. Çeşitli cezavlerinde yatmıştır.
Semavi dinlerin kutsal kenti Antakya ve hergün yarındır, adlı kitapların yazarıdır. Arap Alevileri -Nuseyriler üzerine dosya çalışmaları vardır.
Suendan Bakır la evli, Gamze ve Sema adlı iki kızı var.
Halil Yılmaz şu anda emekli, edebiyat ve sanatla ilgilenmekte ve çeşitli gazeteelrde köşe yazarlığı yapmaktadır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir