Yazarlar-Konular

GIDA  EMPERYALİZMİ VE BİR MUTFAK

Ali Yılmaz

Gıda ,beslenme çok şeyin temeli. Mutfak ( aş odası ) bu işin belirleyici bir aynası. Önce beslenmenin öneminden ve sonrada  evin aş odasından söz  edelim.

Beslenme ( ekonominin en temel unsuru.).  Davranış bilimlerinde beş  temel unsur var  olmalı. Beslenme, barınma, korunma , kültürel olgular, duyguların doyurulması. Konumuz beslenme ve bunun sembol alanı Mutfak ( evin aş odası ) .

Önce üretim, ekonomi ve beslenmeden söz  edelim. Sonrada  yaşımız ( yaşamımız ) içerisinde bölgedeki evimizin ( evlerimizin ) mutfaklarından canlı anımızı anlatalım.

Günümüz insanlığının, ülkemizin temel sorunu üretim – üretimsizlik ve AÇLIK.

Aslında mutfak deyip geçmemek gerek. Asyadan Batıya ve özellikle Anadoluya  dalgalar halinde gelen insanlar, Anadoluda ki insanlarla  evlilikler yapmışlar. Diyelim Asyalı göçebe bir erkek , Anadolulu  feodal üretim tarzında ki bir kadınla  evlilik yapıyor. Çocukları oluyor. Kadın Asyalı erkeğine , evlerinin yakınlarına biraz mercimek, biraz nohut , biraz susam ( küncü ) ekmelerini  öneriyor ve yapıyorlar. Kadın bu gibi  ürünlerle özgün yemekler yapıyor. Yani mutfak, yemek, üretimi , oda politikayı, ve kültürü belirliyor.

Bir ülkede ki egemenlerin ve de  eğer varsa o egemenlerin bağlı olduğu emperyalist  odakların temel işi ekonomiyi belirlemek , neyin üretilip – üretilmeyeceğini belirlemek ve emperyalist planlarını uygulamak.

1920 lerde önemli bölümüyle bağımsız olan ülkemizde,; basma – kumaş fabrikaları, aliminyum, taş kömürü, bakır işletmeleri, şeker fabrikalar,  uçak (  hem de savaş uçakları bile ) fabrikaları , tarımsal çiftlikler ve  gıda üretim alanları hızla ilerliyordu. 1950 lerle beraber bu konuda frene basıldı, 1970 le özelliklede 1980  faşist darbeleriyle  bu konular nerdeyse kapatıldı. 1990 ve 2000  yılıyla beraber , üstte saydığımız  bu üretim sistemleri  satılmaya , sökülmeye başladı. Ve bugün ki açlık düzeni başladı…. Bunları anlatmak uzun. Yazımızın başında ; Gıda emperyalizmi ve bir mutfak demiştik. Bugün insanların pek çoğunun mutfağı boş , anlamsız ve hatta hormonlu- zehirli gıdalar var.

Mutfak dedik ama biz özeklikle 1970  li yıllardan önce ki mutfaklarımızdan söz edeceğiz.

O zamanlar yani gençliğimiz – çocukluğumuz  zamanında ki  mutfaklardan söz edeceğiz. O zamanlar ülkemizin çoğunluğu kırsal  kesimde yaşıyordu. Yada orta ve küçük kentlerin kenar mahalleleri insanları da kırsal  durumda yaşıyordu. Buna isterseniz kapalı ekonomi, aileler ekonomisi deyiniz. Bizim bu yazıyla  amacımız  o zaman ki insanların ekonomi, beslenme ve mutfaklarının durumunu anlatmak.

Bir küçük kentin yada  köy topluluğu insanlarının durumunu anlatalım ve onların mutfak durumunu resmedelim. O zamanlar insanlar , bahçe, tarım ve hayvancılık yapıyorlar. Yani her ailenin az biraz bahçesi, tarlası ve hayvanları vardır.  İsterse bunların üç gurubu da  bir insanda olmasın. Çok olan  olmayanla yada az olanla değişiyordu. Ayrıca  İMC ( ortak ve dayanışmayla ) üretimde yapıyorlardı. Bir köyün bir kenar mahallerinde yada  bir mezrasında ki insanlar ürettiklerini paylaşıyor yada  değişiyordu. Birileri fazladan nohut, fasülye ve mercimeğini öteki komşusunun hayvan ürünleriyle değişiyordu. Yada  birileri  buğday, arpa vb ürünleri bahçesi olanın reçelleri, meyve kuruları vb ile değişiyordu. Hatta  tahılı fazla olan ,bir diğer dülgerle çamdan su bardakları, sandalye ve ağaç ürünleriyle değişirdi. Bir başkası  kilim, çul heybe ürünlerini değişirdi.

Doğu Çukurovada yüzelli yıl önceye kadar neredeyse hiç para kullanmıyordu. Yada çok az kullanıyordu. İnsanlar üretimlerinden  birazını  , örneğin iki erkek tosun ve düvesini kasabada ki pazara götürür ,karşılığında da  kendilerinin üretemediği bazı şeyleri alırdı. Örnek, feneri için gaz, tuz, eğer üretemiyorsa  sabun ve çarık, ayakkabı alırdı sadece.

Tekrar mutfağımıza gelelim. Bir kırsal kesim obasında yaşayan insanların , tahtadan, çamurla  örülmüş taş evinde ki kesinlikle üzeri toprakla örtülü evlerinin kocaman  mutfakları olurdu.  Mutfağın uzunca  bir duvar kenarına ağaç kazıklar üzeri düz ve uzun bir set oluşturur. Üzerine kendi dokumaları kilimlerle kapatır. Bu  alanın alt kısmında yiyecekler, üstünde yiyecekler ve gene duvara  çaktığı uzun bir budaklı sundurma  ağacı tutturur ki burada da yiyecekler.

Şimdi mutfakta ki  bu  kilimlerle örtülü  alanın altında ki yiyeceklere gelelim. Ki o zamanlar bu yiyecekler, tahtadan çam kaplara, hamzan dediğimiz kaplara, topraktan yapılmış, küp, cere ve testilere, daha sonra  teneke kaplara  konulan yiyecekler:

— Toprak, ağaç ya da teneke  lerde  incir reçelleri, üzüm reçelleri, pekmez,  salçalar, çeşitli turşular, zeytin yağları, salamura zeytinler, …vb

— Kilimlerle örtülü  setin üzerinde :  Un, bulgur çeşitleri, yarma , kuru fasülye, nohut, yeşil yada çekilmiş kırmızı mercimek, küncü ( susam ) , çuvallar içinde yer fıstığı, ceviz torbaları, belben ve pestiller….vb

—Hemen üstte ki  duvara çakılmış  budaklı  ağaç sundurmada : Torbalarda kurutulmuş  meyveler,  kurutulmuş sebzeler,  baharatlar, kurutulmuş  dağ çayları, …vb

Mutfağın raflarında  süt, yoğurt, peynir, tereyağ….vb

Her evin hemen önünde  kış ise kışlık sebzeler; yaz ise yazlık sebzeler. Tavuk, yumurta ve et sıkıntıları zaten yok  sayılır.

Bu anlatıklarımız  bizlerin  kırk elli yıl önceye kadar  Doğu Çukurovada  olağan durumlardı. Türkiye  , dünyada ,  kendi kendisine yetebilen  beş- on ülkeden bir tanesiydi. Şimdi insanlar  açlığa mahkum edildi.  Türkiyenin yönetici sınıfları, bağlı oldukları uluslar arası  odaklara ( emperyalist  devletlere ) bağlı olarak bizlerin ekonomisini paramparça ettiler ve insanlar çok açıdan ve  de beslenme açısından çok zor duruma düşürüldüler.

Ülkemiz 1920  lerde ki gibi  bir bağımsızlığa sahip olursa, yeniden ve hem de planlı bir ekonomiye kavuşur , özgür ve sağlıklı yaşayabilirler.

Ali Yılmaz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir