Yazarlar-Konular

TOROSLAR’IN SON ŞAMANI: PAŞA DAYI

Yusuf Yavuz

“Ben eğitimimi bu dağlarda aldım…

” Yusuf Yavuz Beydilli, tespih taneleri gibi Anadolu’nun dört bir yanına dağılmış Yörük aşiretlerinden birinin adı. Ankara, Samsun, Konya, Sivas, Şanlı Urfa ve Gaziantep gibi kentlerde aynı adla anılan köyler var. Bunlardan biri de Isparta’nın Sütçüler ilçesine bağlı olan Beydilli köyü. Kimi yerde ‘Beğdili’ ya da ‘Badıllı’ olarak da anılıyor.

BOZŞALBA KOKAN BEYDİLLİ EVLERİ Sütçüler’e yaklaşık 45 kilometre uzaklıktaki Beydilli, Sarp dağının eteklerinde kurulmuş. Yakın zamana kadar yolu bulunmayan köye yol yapmanın, yeni bir köy kurmaktan daha pahalıya mal olacağını anlayan yetkililer, ilçe merkezine 20 kilometre uzaklıkta yeni bir köy kurmakta bulmuşlar çareyi. Bu yeni köyün adını da ‘Çimenova’ koymuşlar. Ancak şimdilerde ‘Eskiköy’ olarak adlandırılan Beydilli, Anadolu sivil mimarisini yansıtan özgün yapılarıyla dikkat çekiyor. Bir başka özelliği de her evin verandasında kurumaya bırakılan salvia bitkisinin keskin kokusunun tüm köyü sarmış olması. Hititler’den bugüne Anadolu’da şifa niyetine kullanılan bu bitkiye buralarda ‘şalba’ ya da ‘bozşalba’ da diyorlar.

SARP DAĞININ ETEKLERİNDE BİR ŞAMAN: PAŞA DAYI Yukarı Köprüçay Havzası’ndaki köylerden biri olan Kesme ile Beydili arasındaki vadiden kıvrılarak geçen Köprüçay’ın aktığı vahşi kanyonları ve antik yolları görmek için Sütçüler’den yola çıkıyoruz. Çimenova köyüne uğrayıp buradan Nurullah Altıntaş’ı alacağız. Nurullah Altıntaş, yaşantısıyla ve karakteriyle, Anadolu’nun son şamanlarından biri. Bu yörede kendisine ‘Paşa Dayı’ diyorlarmış. Biz de öyle sesleniyoruz, 70 yaşındaki bu bilge şamana.

‘HER DERDİN DEVASI ÇAM PÜSESİ’ Paşa Dayı ile birlikte Çimenova’dan Eskiköy’e, Beydilli’ye doğru yola çıkıyoruz. Sarp dağına doğru yükseldikçe yer yer kayalık yolu çevreleyen birkaç yüz yaşında sedirler ve ardıçlar başlıyor. Paşa Dayı her taşın, her ağacın hikâyesini anlatıyor yol boyunca. Yol öylesine bozuk ki, zaman zaman evine gitmek için özel araç tutarak vadinin diğer tarafından 60 kilometre dolanmak zorunda kaldığını anlatıyor Paşa Dayı. “Eski köyde hayat zordu ama doktor nedir bilmezdik” diyor. Çimenova’ya taşınınca, yol, elektrik, otomobil ve doktor görmüşler ancak “beton evlerde hastalık da çoğaldı” diye söyleniyor: “eskiden çam ağacının reçinesinden terletme yoluyla ‘püse’ elde ederdik. Her derde şifa olarak kullanırdık. Şimdi unutuldu hepsi…

” 150 KİLOMETRE’DEN ANTALYA LİMANINI İZLİYOR Yaklaşık 2 bin metre yükseklikteki Nacakçı beline ulaşıyoruz. Güneybatımızda Bozburun, ileride Bey Dağlarının karlı tepeleri görünüyor. Elinizi uzatsanız dokunacakmışsınız hissi uyandırıyor. Paşa Dayı, zaman zaman Sarp Dağı’nın zirvesine çıkıp dürbünüyle, yaklaşık 150 kilometre uzaklıktan Antalya limanına yanaşan gemileri, şehrin ışıklarını buradan izlediğini anlatıyor.

‘EĞİTİMİMİ BU DAĞLARDA ALDIM’ Bu bölgenin insandaki sahicilik duygusunu besleyen bir yanı var. Her şey gerçek. Ama bir o kadar da gerçeküstü. Yaşamanın, hayatta kalmanın dayanışmaya ve mücadeleye dayalı olduğu, zor ama bir o kadar da özgür, vahşi bir coğrafya. Sırtında çantalarıyla bu zorlu yolu her gün yirmi kilometre inip çıkıyor Beydilli’li köylüler. Nacakçı Beli’ni geçince, bu özgür coğrafyanın insandaki umudu besleyen kimliklerinden biri olan Paşa Dayı ile koyu bir sohbete dalıyoruz. “Ben eğitimimi bu dağlarda aldım” diye anlatmaya başlıyor, Paşa Dayı.

KÖY ENSTİTÜSÜ’NÜN HAVASINI SOLUYUNCA… Aslında Isparta Gönen’deki Köy Enstitüsü’nü kazanmış ve kaydolmuş ancak babası öldüğü için kendisiyle ilgilenecek birisi olmayınca bu hakkını bir başkası gasp etmiş. “Benim yerime buralardan bir Eğitmen’in çocuğunu kaydettiler. Ben bu haksızlığı ömrüm boyunca unutmadım. Sonrasında köyüme döndüm ve haksızlığa uğramanın getirdiği hırsla hep okudum. Beş yüzün üzerinde kitap okudum, kendimi eğittim. Yaşar Kemal’den Mehmet Akif Ersoy’a, Karacaoğlan’a; ne bulduysam okudum” diye anlatıyor o günleri…

‘KARA SEVDAYA TUTULUP ŞİİRLER YAZDIM’

Köy Enstitüsünün havasını az da olsa koklayan Paşa Dayı, köyüne geri dönmüş ve ardından inanılmaz bir mücadeleye girişmiş. Köyün bir türlü bitmeyen yolu, suyu, elektriği… Hastalığı, sıtması… “Ömrüm buradaki insanların çilesine nasıl bir çare bulabilirim, bunu düşünmekle geçti. 16 muhtar eskittik. Bizimkisi halkın hizmetçiliği. Bu amaçla berberlik, sağlık işleri, yapı ustalığı, marangozluk, İmamlık; aklınıza ne gelirse yaptım. Kalay takımı da almıştım ancak körüğün dumanına dayanamadığım için kalaycılık yapmadım. Hala duruyor kalaycılık takımlarım. Ardından İbni Sina’nın kitaplarını inceledim; köyümüzün dağlarındaki otları, bitkileri tanıdım. Hangi otun hangi derde deva olduğunu öğrendim. 1955’lerde kara sevdaya tutuldum. Ve şiirler yazdım… Bir tanesi şöyleydi: Mevlam sabır versin aşkı çekene / Her kim olsa acır boyun bükene / Ben garip bülbülüm, salma dikene / Acı bana, güle kondur sevgilim” “Sevdiğin kızı alabildin mi?” diye soruyoruz Paşa Dayı’ya; “Alsaydım onun adı kara sevda olmazdı. Şimdi bakıyorum, fuhuşun adı aşk, üç kağıdın adı iş olmuş” diye yanıtlıyor.

KAMUFLAJ GİYİNMİŞ YÖRÜK KÖYÜ: BEYDİLLİ Paşa Dayı ile hararetli sohbet eşliğinde Beydilli’ni tepeden gören yamacın başında duruyoruz. Orta Torosların masalsı köylerinden biri karşımızda. Üzeri elle yontulmuş ahşapla kaplı taş duvar evler, ait olduğu coğrafyayla öylesine bütünleşmiş ki, burada bir köy olduğunu anlamanız için uzun süre ve dikkatle bakmanız gerekiyor. Kamuflaj giyinmiş bir Yörük köyü Beldilli. Köyün yaklaşık iki yüz yıl önce aşağıdaki Köprüçay’dan yükselen yamaçlardan buraya taşındığını anlatıyor, Paşa Dayı: “Geçmişte buradaki hayat çok başkaydı. Karşıdaki Kesme köyündeki bir dosta bir selam gönderirsin, işin her neyse onu mutlaka yerine getirir. Ya da oradan Beydilli’ne bir selam gelir, ne gerekiyorsa yapılır. Ne para ne pul; hiçbir şey yok. Biz böyle yaşadık. O zamanlar bir adam, bu dağların verdikleriyle en az on çocuğa bakabilirdi. Ama günümüze geldik, geçinmek zorlaştı. Şimdi bir kişi kendine bile zor bakıyor.

” ‘DEVLETİN BÜTÇESİNİ VERECEKLER, YALAN KONUŞMAM’ Karşıdaki dağlara bakarak konuşuyor Paşa Dayı. Burası Antalya sınırına en yakın nokta aynı zamanda. Manavgat’ın Yeşilbağ köyünün evleri görünüyor karşıda. Doğu’da Kartoz Dağı, dağı zigzag çizerek tırmanan yol faça gibi; 2 bin 200 metreden Beyşehir’e aşıyor. Yörüklerin göç yollarıyla paralel ilerliyor. “Eskiden Manavgat’ın Yeşilbağ köylüleri buraya gelirlerdi” diye anlatmayı sürdürüyor Paşa Dayı: “Domates, zeytin, nar getirirler, karşılığında bizden tereyağı ve çökelek, kıl ve davar alırlardı. Değişirdik ürettiklerimizi. Bal üretirdik bir de. Bakın biz pazarda balımızı satarken rahat duramazdık çünkü bizim balımız halisti. Kekik kokardı. Balın kokusuna o civarda ne kadar arı varsa hücum ederdi. Şimdi pazarlarda bal satıyorlar, bir tane arı konmuyor üzerine. Hileli ballar bütün balcıların namını kötülüyor. Ben elli sene arıcılık yaptım, derdimi anlatamıyorum. Artık iyiyle kötü birbirine karışmış. Ama bana devletin bütçesini verecekler, yalan konuşmam. Beydilli’nin özelliği de budur. Mert, yiğit ve dürüsttürler. Yörüklerin özelliği de budur.

Yusuf Yavuz (gazeteci – yazar) Isparta, Sütçüler’de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Önceleri yerel gazete, radyo ve televizyonlarda , doğa, çevre ve insan hakkında ürünler vermeye başladı. Bu konularda yazı dizileri ve belgeseller yapmaya başladı. Doğa, çevre ve insan konularında yayınlar yapan yerli ve yabancı  bir çok yayın kuruluşuna proje danışmanı , program yapımcısı olmuştur.

Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı.

‘Yer Bize Çimen Verdi’ ve ‘Darağacına Takılan Düşler’ adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, ünlü  ‘Islak Çarıklar’ adlı bir belgesel haber programının da yapımcılarındadır. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülünün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görüldü. Şimdi de ‘Yerelde ki Evrensel ‘ adlı  derginin yazarlarındandır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir